Özlenen Rehber Dergisi

87.Sayı

Rabbimiz'in Emri: ' Güzel Geçim'

Eyüp ÖZBERK Özlenen Rehber Dergisi 87. Sayı
وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰىٓ اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْرًا كَث۪يرًا ﴿

’… Ve onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda birçok hayır takdir etmiş olur.’
(en-Nisâ, 4/19)

Hayatın her sahasında Kur’an ve Sünnet’in solmaz, eskimez düsturlarına tabi olmadığı takdirde fert ve toplumların, huzur ve saadete ulaşması mümkün olmaz. Kökünden ayrılan yeşil bir dalın bir müddet sonra solup çürüdüğü gibi, iman ve şeriatın can veren düsturlarından ayrılan hayatın her bir alanı da, canlılığını yitirmeye ve yıpranmaya mahkûmdur.
Aile, Müslüman toplumun temelidir. Bu nedenle Allah (c.c.) ve Rasûlü tarafından, aile yapısını baştan sona düzenleyen hükümler tanzim edilmiştir. Bu hükümlerin ana maksadı; Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun bir aile ve toplumun meydana gelmesi, aile ve neslin dünya-âhiret her türlü tehlikelerden muhafaza edilmesi, huzur ve saadete kavuşmasıdır.
Yıllarca medya organları ve kendilerini aydın zanneden karanlık insanlar tarafından, Batı kültürü özendirici, teşvik edici bir eda ile topluma aktarıldı. Dinî şuuru zayıf, İslâm’ı yaşama zevkini yitiren Müslümanlar tarafından bunlar özentiyle, nereden geldiğine bakılmaksızın, sonucu düşünülmeksizin, şeriatın süzgecinde süzülmeden ideal bir yaşam tarzı olarak benimsendi. Hâlbuki Efendimiz (s.a.v.)’in yolu, bizim bugün ayrıntıdan saydığımız ve önemsiz gördüğümüz hususlarda dahi müşriklere ve Ehl-i Kitab’a (Yahudi ve Hıristiyan) muhalefet etmek olan dosdoğru yoldur.
İslâm’a zıt Batı kültürü, Müslüman toplumunu birçok sorunla karşı karşıya bırakmıştır. Çünkü Müslüman toplumunu şekillendiren; şeksiz bir iman, Kur’an ve Sünnet’in güneş gibi berrak ve aydınlık hükümleridir. Batı kültürü ise Hıristiyanlık ve dinsizlikten (ateizm) neşet etmiş olup bir türlü huzuru elde edememiş ve edemeyecektir.
Batı kültürünün zararına en çok maruz kalan aile kurumu olmuştur. Bugün birçok aile, huzur ve saadeti yitirmiştir. Çünkü evliliğe başlangıç, düğün, eşler arası muamele, çocuk terbiyesi vb. hususlarda ölçü ’Kur’ân ve Sünnet’ değildir. Aksine Hıristiyan ve dinsiz toplumların, nefsin şehevî arzularını tatmin etmeye dayanan yaşam tarzları örnek alınmaktadır. Müslüman için saadet ve huzur ortamı olan aile müessesesi, önemsiz şeyler yüzünden çıkan anlaşmazlıklarla ıstırap kaynağı haline gelmekte, şiddet ve boşanmalar her geçen gün artmaktadır. Tüm bu olumsuzluklar, toplumumuzun, ’İslâmî’ olma vasfından uzaklaştığının en bariz göstergesidir.
İslâmî şuuru kazanmış eşler; aileyi oluşturan bireylerin birbirleri üzerindeki haklarını bilir ve riayet eder. Muhtemel anlaşmazlık ve problemleri Kur’ân ve Sünnet’in hükümleriyle çözer. Aile ve toplumda adalet ancak bu şekilde tesis edilebilir.
***
Açıklamasını aktarmaya çalışacağımız âyet-i kerimemiz, aile içi adaleti, saadet ve huzuru temin eden ilâhî düsturların en önemli ve şümullülerindedir.
Cahiliye döneminde kadınlara kötü muamele edilirdi. Kişi babası öldükten sonra analığına bir mal gibi varis olur, onunla mehir vermeden evlenir veya mehri karşılığında başkasına verir ya da ölünceye kadar evlenmesine engel olarak mirasını almaya çalışırdı. İki kız kardeşi birden nikâhı altında tutabilir, kızlarını ya da velisi bulundukları kadınları kendi aralarında mehirsiz değişerek evlenirlerdi. Erkekler, hanımlarıyla kötü bir şekilde geçinir, onlara kaba söz söyler, türlü şekillerde zarar vermeye çalışırlardı. İslâm nuru âleme doğunca bu ve diğer çirkin ahlâklar yasaklanmış, erkek ve kadınlar arasındaki hak ve hukuklar belirlenerek kulların zulmüne son verilmiş ve ilâhî adalet tesis edilmiştir.
Allah (c.c.), bu âyet-i kerimede, iki kelimeyle saadetin yolunu göstermiş, kulu ve Rasûlü Efendimiz (s.a.v.)’in rehberliğinde aile yapısının nasıl muhafaza edileceğini ve devam ettirileceğini kullarına beyan etmiştir.

وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ ’Ve onlarla iyi geçinin.’
Âyette hitap, ister koca olsun, ister veli olsun, kadınlarla belli bir geçimi olan tüm erkeklere yöneliktir. Bununla beraber buradaki hitaptan asıl itibariyle kast olunanlar ’kocalar¬dır’.
’İşret’ kelimesi içli dışlı olmak, söz ya da fille muamele, davranış ve geçim gibi manalara gelmektedir.
’Ma’rûf’ kelimesi; güzel, şeriatın ve örfün reddetmediği, aksine kabulle karşıladığı şeyler için kullanılır.

Kadınlarla İyi Geçim Nasıl olur:
Erkeklerin eşleri üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da eşleri üzerinde hakları vardır. (Bkz, el-Bakara, 2/228) Bu haklar, temel bir prensip olan ’Onlarla iyi geçinin.’ âyetiyle genel olarak ifade edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de birçok hadisinde onlara karşı hayırlı olmayı, güzel muamele etmeyi tavsiye etmiştir. Bu hadislerden bazılarını zikretmek istiyoruz:
’Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben ise aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım.’ (Tirmizî, Menâkıb, 64)
’İman bakımından müminlerin en kâmil olanı, ahlâk bakımından en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız da hanımlarına karşı ahlâk olarak en hayırlı olandır.’ (Tirmizî, Radâ’, 11)
’İman bakımından müminlerin en kâmil olanlarından biri de, ahlâk bakımından en güzel olanı ve ailesine karşı en fazla lütufkâr olanıdır.’ (Tirmizî, Îman, 6)
’Size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet edip dilerim. Zira kadın, eğe kemiğinden yaratılmıştır. Bu kemikte en eğri şey (kısım) üst tarafıdır. Eğer sen onu doğrultmaya kalkarsan onu kırarsın. Onu (kendi hâline) bırakırsan eğri kalmaya devam eder. Öyleyse size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim.’ (Buhârî, Ehâdîsu’l-Enbiyâ, 2)
’Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Zira siz, onları Allah’ın emanetiyle aldınız ve onların namuslarını Allah’ın ke-limesiyle (kendinize) helâl kıldınız.’ (Müslim, Hac, 19)
Eşlerle iyi geçim hususunda temel kaide; onlara karşı güzel ahlâkın gerektirdiği hal üzere muamele etmektir. Kişi kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, başkasına da öyle davranmalıdır. Bu kaide, Efendimiz (s.a.v.)’in: ’Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe (kâmil) imana eremez.’ (Buhârî, İman, 7) hadisinden çıkartılmıştır ve güzel ahlâkın temelidir.
’Andolsun ki, Rasûlullah’da sizin için; Allah’ı ve âhiret gününü uman, Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.’ (el-Ahzâb, 33/21) âyeti hükmünce bizlere örnek olan Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine baktığımızda, güzel geçim ve güleç yüzlülüğün O’nun tüm insanlara karşı değişmeyen eşsiz bir ahlâkı olduğunu görürüz. O, hanımları olan annelerimizle şakalaşır, güzel söz söyler, nafakalarını geniş tutardı. Onlarla sohbet ve istişare ederdi, gülüşürdü. İşlerinde ve hareketlerinde onların seviyesine inerdi. Hz. Âişe (r.anhâ) validemizle koşu yarışı dahi yapmıştır. Her gece tüm hanımlarını, geceyi yanında geçireceği hanımının odasında toplar, kimi zaman hepsiyle birlikte akşam yemeği yer, sonra da her biri kendi odasına çekilirdi. Yatsı namazını kılınca evine girer, uyumadan önce kısa bir süre ev halkıyla sohbet eder, böylelikle onların gönlünü hoş tutardı.
Âlimlerimiz güzel geçim hususunda, Peygamberimizin eşsiz sünnetlerinden hareketle birbirinden güzel ve önemli hususlar zikretmişlerdir. Biz de bunları maddeler halinde zikretmek istiyoruz:
- Hanımına karşı muamelelerinde güzel ahlâkı esas almak.
- Suçsuz yere, basit şeyleri büyüterek yüzüne karşı surat asmamak, küsmemek.
- Güzel söz söyleyerek gönlünü hoş tutup yüzünü güldürmek.
- Kaba ve sert konuşmamak.
- Birlikte oturup sohbet etmek.
- Konuşurken yüzüne bakmak.
- Yüzüne tebessümle bakmak.
- Sevgisini izhar etmek.
- Sıkıntılarını gidermek.
- Seviyesine inerek oynaşmaya ve şakalaşmaya çalışmak.
- Kalbini kırmamak, izzet-i nefsini incit¬memek.
- Yüzüne karşı ne kendisini ne de akrabalarını kötülememek, kötü söz konuşmamak.
- Çirkin ve hoşuna gitmeyen isim ve lakaplarla çağırmamak. Hoşuna giden en güzel isim ve lakaplarla çağırmak, hitap etmek.
- Mehir ve na¬faka gibi haklarını eksiksiz ödemek.
- Mehir ve şahsî mallarında izinsiz tasarrufta bulunmamak.
- Yapacağı mutedil harcamaların sadaka olduğunu bilerek önem göstermek.
- İhtiyaçlarını en güzel biçimde temin etmeye çalışmak.
- Haddi aşmayacak ve su-i zanna varmayacak derecede kıskanmak.
- Farz-ı ayn olan şer’î bilgileri öğretmek. Şayet öğretecek kadar bilgisi yoksa öğrenmesi için gerekli sebepleri temin etmek. Takınması gereken edepleri alıştırmak.
- Nasihat etmek, ibadetlere ve salih amellere teşvik etmek, âhiret işlerine meylettirmek.
- Her türlü maddî ve manevî şerlerden, zamanın fitnelerinden uzak tutup muhafaza etmeye çalışmak.
- Bir kötülük gördüğünde razı olmadığını ölçülü bir şekilde belli etmek.
- Haksız yere dövmemek.
- Bu hususta şeriatın koyduğu sırayı ve sınırı takip etmek gerekir. Şayet kadınlardan bir serkeşlik sadır olursa önce öğüt verilir, şayet vazgeçmezlerse yatakta yalnız bırakılır, yine de vazgeçmez hatalarında ısrarcı olurlarsa yüzü, hassa yerleri dışında iz bırakmadan ve kaba yerlerine vurmak suretiyle tedip için dövülürler. Bu hususta serkeşliğin manası, kadını hatasından döndürmeye çalışırken takip edilmesi gereken sıranın ve şeriatın koyduğu sınırların mahiyetini öğrenmek her erkeğe vacip olup bunun için fıkıh kitaplarına muhakkak müracaat etmelidir.
- Hiçbir şekilde zulüm ve eziyet etmediği gibi, ondan sadır olan ve haddi aşmayacak derecedeki eziyetlere, yanlış hareketlere, kıskançlıklara, kısa süren küsmelere, cahilane hareket ve sözlere sabretmek.
- Affedici olmak, geçmiş hatalarını yüzüne vurmamak.
- Şayet birden fazla hanımı var ise her birine ayrı gece tahsis etmek, harcama hususunda aralarında âdil davranmak.
- Ona karşı güzel görünmek ve süslenmek.
Rasûlullah (s.a.v.), hanımlarının yanına girerken koku sürünür, misvak kullanırdı.
İbn-i Abbâs (r.a.)’dan rivayet edildiğine şöyle demiştir: ’Muhakkak ben, hanım(ım)ın benim için süslenmesini arzu ettiğim gibi, aynı şekilde hanım(ım) için süslenmeyi severim. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ’Kadınların, (eşlerine karşı) yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır.’ (Bkz, el-Bakara, 2/228)’ (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, Talâk, 272, c.4, s.201, h.no:19256)
Muhammed b. el-Hanefîye: ’Muhakkak ki bizim onlardan arzu ettiğimiz şeyleri onlar da bizden arzu ederler.’ demiştir. (Bkz, Kurtubî, el-Câmiu Li-Ahkâm’il-Kur’ân, c.6, s.160)
***
Fertler her şeyden önce Müslüman olduklarını unutmamalıdırlar. Müslümanlığın gereği olarak aile içi davranışlarda, hak ve sorumluluklarda yegâne ölçü ’Kur’an ve Sünnet’ olmalıdır. Müslüman, her hususta olduğu gibi burada da şahsi görüşlerini, atalarından kalan alışkanlıklarını, örf-adetlerini bu ölçülere vurmalı, Kur’an ve Sünnet’e uymayan ne varsa, nefsine ağır gelse de değiştirmelidir. Din ancak böyle yaşanır. Aile ancak bu şekilde muhafaza edilir. Çünkü İslâm’ın, hayatın her alanında koymuş olduğu kaidelerinden her biri, ifrat ve tefritten uzak, fıtrata uygun hayat prensipleridir. Merhametin ve şiddetin sınırları vardır. İnsanların koydukları kanun ve düzenlemeler ise, rızayı Bârî’ye ve insan fıtratına ters olduğundan birçok yanlışlıklara sebep olmaktadır. Erkeği kadın gibi, kadını da erkek gibi yaşamaya ve olmaya iten hayat sistemlerinin fert, aile ve topluma zarardan başka verebilecekleri hiçbir şey olamaz.
Neslin korunması, salih evlatların yetişmesi ve toplumun huzuru, ailenin huzur ve devamlılığına bağlıdır. Zira fertler ilk ve temel terbiyeyi aile içerisinde alırlar. Bu yönüyle aile yapısı çok mühimdir. İslâmî bir düzenle, Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti üzere idare edilen bir aileden imanlı ve güzel ahlâklı aydınlık nesiller yetişir. Şeytan ve nefsin tahakkümünü sistem edinen ailelerden ise ancak, nefsine ve diğer insanlara zulmeden nesiller çıkar.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.