Özlenen Rehber Dergisi

131.Sayı

Bir Medeniyetin Dili

İsmail TORAMAN Özlenen Rehber Dergisi 131. Sayı
Bir medeniyetin, koca bir İmparatorluğun dili hiç acınmadan, sonuçları hiç düşünülmeden, gelişi güzel bir şekilde katledildi. Evet, yeryüzünün gelmiş geçmiş en mükemmel dillerinden biri olan Osmanlıcanın başına gelenleri, ona reva görülenleri en güzel ifade eden kelime: Katledildi. Bir örneğine henüz hiçbir yerde denk gelinemeyen bu katliam, Anadolu’dan, Anadolu insanından o kadar çok şey götürdü ki anlatması günler alır. Neticede dilimiz, bütün çiçekleri yolunmuş, susuzluğa terk edilmiş kupkuru bir ağaç gibi kalıverdi. Peki bu katliamın altında yatan sebepler nelerdi? Halka yutturulmaya çalışılan sebepler yıllardır mesnetsiz bir şekilde dillendiriliyor, ya gerçek nedenleri, onlar bilinçli vatandaşların vicdanlarında saklı, Osmanlıcayı katledenler, vicdanlarda saklı olanları katledemeyecekler.
Harf İnkılabı Niçin?
Osmanlıcayı katletmeye ilk olarak alfabeden başladılar. Sözüm ona Arap alfabesi Türkçenin ses özelliklerini tam olarak yansıtamıyordu ve halihazırda Türkçeyi en iyi yansıtacak olan alfabe Latin alfabesiydi. Bu noktada akıllara gelen ilk soru şu oluyor: Asırlardır Türkçenin ses özelliklerini en iyi şekilde yansıtan alfabe ne oldu da birdenbire yetersiz kaldı, ne oldu da birdenbire Arap alfabesinin yazımı çok zor bir hâl aldı. Halbuki Türk dilini yansıtmaktan çok çok uzak olan aslında latin alfabesiydi. Bu gün birçok dilci Latin alfabesinin yetersizliğinden, Türkçedeki bazı sesleri tam olarak yansıtamadığından dem vuruyor.
Harf inkılabı ile bir gecede yurdun en aydın insanları en cahil konumuna, okuma ve yazma bilmez bir hâle getirildi. Kendileri okuma yazma bilmez bir duruma geldiği gibi talebe de yetiştiremez oldular, yılların birikimlerini hafızalarında tutmaktan başka bir şey yapamadılar.
Sadeleşme mi Sahteleşme mi?

Bu dönemde harf inkılabı kadar tehlikeli olan diğer bir hususta Türk dilinde sözde sadeleşme çalışmalarıdır. Sadeleşme fikrini savunanların, açıkça dillendiremeselerde asıl hedefleri güzelim İmparatorluk dilini yok etmek, yerine neyigüdüğü belirsiz bir dil ortaya çıkarmaktı. Bu çalışmaların ne gibi sonuçlar doğuracağı ya hiç düşünülmedi (ki düşünülmemesi imkansız) ya da bu çalışmalarla hedeflenenler zaten o sonuçlardı.
Sadeleşme savunucuları işe Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin tasfiyesi ile başladılar. Asırlardır dilimizde kullanılan, artık Türkçe kökenli bir kelime olmadığı neredeyse hiç kimse tarafından farkedilemeyen kelimeler dilimizden bir bir atılmaya, yerine ise hiçbir şeye benzemeyen uyduruk kelimeler yerleştirilmeye başlandı. Bu dönemde kendini dilci hisseden bir sürü yalaka kelime türetmeye başladı, işin garip tarafı bütün bu çalışmalar devlet eli ile devlet kurumları tarafından yürütülüyordu.
Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, ’Türkçenin Karanlık Günleri’ isimli eserinde uydurma kelimeler türetenlerin asıl maksatlarının Türkçeyi yıkmak olduğunu şu şekilde açıklıyor: ’Uydurmacıların gizli maksadlarının Türkçeyi yıkmak olduğunu gösteren delilleri biraz daha sıralayalım. Bunlar, bakınız halkımızın günlük konuşma dili ile nasıl oynamaktadırlar: Tedirginlik yerine sarsım; yavaş ve ağır yerine savsa; alışkanlık yerine alışkı; süs yerine bezek; başsağlığı yerine başsağı; elçi yerine işgüder; çevre yerine dolay; öldürme yerine öldürü kelimelerini teklif ediyorlar ve bunları ısrarla yerleştirmeye çalışıyorlar. Niçin? Yaşayan dili sarsmak, normal çığrından çıkarmak ve devamlı bir anarşi ile Türkçeyi yıkmak için!’ Hacıeminoğlu Necmettin, Türkçenin Karanlık Günleri, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2008.
Bu örnekler de açıkça göstermektedir ki o dönemde dil üzerinde yapılan bütün çalışmalarla varılmak istenilen maksat, yaşayan Türkçeyi ortadan kaldırmak ve bu yolla nesiller arasında uçurumlar oluşturarak Türk milletini dönüşü çok zor olan bir çıkmaza sürüklemektir. Türk insanı bu yobazların uydurdukları kelimelere fazla itibar etmese de yapılan bu çalışmalar dilimiz üzerinde çok ciddi hasarlara yol açtı. Dünyanın en mükemmel dillerinden biri olan Osmanlı Türkçesi gitti, yerine Anadolu insanının anlayamadığı hiçbir şeye benzemeyen bir dil geldi. Bütün bu sadeleşme çalışmalarının sonucunda on beş-yirmi senelik bir zaman diliminde, birbirini anlamayan nesiller ortaya çıktı.
Bir kere bir dil üzerinde sadeleşme adı altında yapılan çalışmaların, dilin doğal gelişim sürecine müdahele olduğu için sağlıklı sonuçlar ortaya çıkarması neredeyse hiç mümkün değildir. Ancak bu, o dönemde pek de kimsenin umrunda değildi, gayeler bozuk olunca her yol mübah görünüyordu.
Necmettin Hacıeminoğlu yukarıda bahsi geçen eserinde, uydurmacıların düştükleri diğer bir gafleti de şu şekilde açıklıyor: ’Uydurmacılar, bazen de dört-beş kelime yerine sadece bir kelime ileri sürmektedirler. Mesela şeref, haysiyet, gurur, kibir, izzetinefis kelimelerinin hepsini onur ile karşılamaktadırlar. Aynı şekilde hasım, muhalif, muarız kelimeleri için de karşıcıl denmektedir. Her biri ayrı bir mefhum ifade eden şüphe, endişe, merak kelimeleri yerine sadece kuşku kelimesi kullanılmaktadır.’ Hacıeminoğlu Necmettin, Türkçenin Karanlık Günleri, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2008.
Yine bu örneklerde açıkça gösteriyor ki ’sadeleşmeden’ maksat, sahte bir dil ortaya çıkarmak, var olan dilin bütün güzelliklerini, zenginliklerini bir kenara itip yerine hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, çoğu Türkçenin dilbilgisi kurallarına uymayan kelimelerle, dili kupkuru bir ağaca çevirmektir. Dil çalışmalarında yapılan bu gibi gereksiz tasarrufların sonucunda, insanların çevreleriyle iletişim kurarken kendilerini ifade etmekte güçlük çekmeleri gibi durumların ortaya çıkacağı hiç düşünülmemiştir. Çünkü bu çalışmalar tamamen bağnazca yapılmış çalışmalardır.
Günümüzde Osmanlıca Eğitimi

Osmanlıcanın öğretilmesinin gerekliliği, ülkemizdeki birçok bilim insanının hem fikir olduğu önemli bir konudur. Bu insanlar, çeşitli ortamlarda defaatle, ülkemizde bireylere Osmanlıcanın öğretilmesinin ehemmiyetini dile getirmişlerdir. Osmanlıcanın öğretilmesi evvela dede ile torunun tanışmasına, aralarında bir köprünün oluşmasına vesile olacaktır.
Bu gün ülkemizdeki kütüphaneler, Osmanlıca yazma eserlerle dolu olmasına rağmen, o eserleri okuyup anlayabilecek insan sayısı çok azdır. Bu demek oluyor ki kütüphane raflarındaki yüzlerce esere sadece ara sıra tozlarının alınmasıyla insan eli değmektedir. Ne gariptir ki bu eserlere batılı oryantalistler bizlerden daha fazla ilgi göstermekte, ülkemiz kütüphanelerinden topladıkları pek çok eserleri kendi dillerine çevirmekte, kısacası malın kıymetini mal sahiplerinden daha iyi bilmekteler.
Bütün bu olumsuz durumların yanında, son zamanlarda ülkemizde Osmanlıca eğitimi ile ilgili güzel gelişmeler olmuyor değil. Bu gelişmelerin en önemlisi hiç şüphesiz Osmanlıcanın liselerde seçmeli ders olmasıdır. Milli Eğitim Bakanlığının yönetmeliği ile birlikte Osmanlıca liselerde seçmeli ders olmuştur. Ancak bu noktada Osmanlıca eğitimini kimin vereceği ve içeriğinin nasıl düzenleneceği sorun olmaktadır. Çünkü üniversitelerimizde Osmanlıca eğitimi gerekli branşlara yeterli düzeyde verilmiyor. Buna bağlı olarak da liselerde bu derslerin sağlıklı bir şekilde verilmesi problem teşkil ediyor.
Yine Osmanlıca eğitimi ile ilgili önemli bir gelişme de Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Hayrat Vakfı arasında imzalanan protokol ile yurt genelindeki Halk Eğitim Merkezlerinde Osmanlıca eğitiminin verilmesidir. Hayrat Vakfı bilindiği üzere Osmanlıca konusunda söz sahibi bir vakıftır. Böyle bir vakfın halk eğitim merkezlerinde Osmanlıca dersleri vermeleri son derece güzel bir gelişmedir. Bilinçli vatandaşların çocuklarını bu kurslara göndermeleri, geçmişle aramızda atılan köprülerin tekrardan onarılması açısından önemli bir adım olacaktır.
Yazıma Peyami Safa’dan bir bölümle son vermek istiyorum:
Kamus bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle şuuruyla.
Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilali, tek mukaddese saygı göstermiştir: Kamusa…
Heyhat! Batıda cinnet bile terbiyeli.
KAYNAKLAR
Hacıeminoğlu Necmettin, Türkçenin Karanlık Günleri, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2008.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.