Özlenen Rehber Dergisi

2.Sayı

Sünnet Anlayışımız Üzerine İı

Abdurrahman ÇALIŞKAN Özlenen Rehber Dergisi 2. Sayı
Bir evvelki sayımızda Sünnet-i Nebevinin hakkıyla anlaşılamama noktasında sadece ilmihallerle i?tigal eden okuyucuların fıkhî kavramları genellemesi sonucu olu?an hatalara değinmeye çalı?tık. Olu?an bo?lukların, yani farklı sünnetleri tanıyamayan ve haliyle tatbik edemeyen halkın bu durumda olma sebeplerinden biri de, ilmihallerde fıkhî hükümler a?ırlıklı oldu?u için yeterli derecede farklı sünnetler ve sahabelerin farklı konulardaki ya?antı tarzlarına dair ahlâkî bilgilerin olmamasıdır.

Okur düzeyi daha zayıf olan ki?ilerde ve genellikle e?itim seviyesi dü?ük olan camiî cemaatinde durum daha da büyük bir sorun olmaktadır. Şöyle ki; daha evvel kendilerine sünnet kültürü tanıtılmamı?sa ve sünnetlere a?inâ bir ki?i bazı sünnetleri toplum veya cami içerisinde i?lemeye kalkarsa hemen tepki göstermektedirler. O ki?inin ‘din’i bozdu?u varsayılmaktadır.

Hatta farklı dedi kodular dola?maya ba?lamaktadır. E?itim seviyesi dü?ük olan camiî cemaatlerinin bir ço?unda, Sünnet-i Nebeviyi ya?ama ve tebli? gayretleri hemence ‘eski köye yeni adet getirme’ olarak görülmekte ve bir çok yakı?tırmalar yapılmaktadır. Bu cemaatlerin ço?u henüz sünnet kavramını sadece sünnet dü?ünlerinde çocukların sünnet ettirilmeleri olarak duydukları için, i?lenen bu güzel ahlâklara bir anlam verememektedirler.

Camiî cemaatinin, görevliler üzerindeki olumsuz yaptırımları hasebi ile görevliler bilseler de bir çok sünneti i?leyememektedir. Sünnet kelimesini, bu ki?iler bir de namazın sünnetleri ve evlenmenin sünnet olu?u gibi bir kaç yerde daha duymaktadırlar; fakat bu duyu?ların içerisi bo? kalmı?tır. Bilmedikleri bir sünnetle kar?ıla?ılınca, ço?u zaman sormaya bile hacet duymadan, “Bizim eski hoca yapmıyordu, sen ondan daha mı iyi bileceksin?” gibi basit itirazlar do?maktadır. Camiler düzeyindeki bu problem vaazlar vasıtasıyla giderilmeye çalı?ılsa da en iyi tebli? ya?arak anlatma oldu?u ve birebir insanlara sünnetler görsel olarak ula?amadı?ı için bir türlü istenilen düzeye çıkmamaktadır.

Farklı sünnetler yetkililerce i?lenmeli ve önemi de ayrıca anlatılmalıdır. Bu husustaki en belirgin sorunlardan birisi de emekli olmu?, yıllarca sadece Hanefî bir toplum içerisinde ya?adı?ı için İslâmı kendi bildiklerinden ibaret sanan ve hacca gidip de; hak olan farkı mezheplerin amellerini görüp, oradaki farkı ırktaki hacıları dini bilmemekle suçlaması ve kendisinde bir cesaret bulması ile olmaktadır.

Yine cemaat düzeyindeki bir problem de e?er bir sünneti bir ?ekilde çok önceleri ö?renmi?se artık onu farz gibi telakki etmesi ve bazen onların aksaması durumunda din elden gidiyormu? gibi bir havaya girmeleridir. Bu tavırların hepsi sünnet telakkisine balta vurur durumdadır.

Efendimizin gerek ibadet gerekse muâ?erette bizler için bir çok sünnetleri mevcuttur. İmâm-ı Rabbanî Hazretlerinin ifade etti?i gibi: “E?er mevcut bir sünnet hayatın her hangi bir yerinden çıkarılırsa onun yeri mutlaka bir bid’atle dolacaktır.”

Ne yazık ki ?imdi camilerde ve sosyal hayatta bir çok bid’atle kar?ıla?mak mümkündür. Bazı illerimizde, camilerde mutat olarak her per?embe ‘nikah tazeleme’ adeti bu yanlı? hareketlere bir örnektir. Bu bid’ate ço?u kez din görevlilerinin de alet olduklarına ?ahit olmak mümkündür. Nikah tazelenmektedir sözde, sanki bayatlıyormu? gibi. Bu yanlı? anlayı?ın topluma yerle?me nedeni din e?itiminden hakkıyla nasiplenemeyen Müslümanların a?ızlarından çıkan ve nikahların sıhhatine halel getiren ifadelerdir. Onlar tarafından bu ifadelerin sakıncası bilindi?i için hemen böyle bir çare uydurmu?lardır. Halbuki nikahta ?akanın ve bu tür gafletlerin bile affının olmadı?ını evlenip de bilmemek ne kadar yazıktır. Ve ayette buyruldu?u gibi talâk yani bo?ama iki defadır, üçüncüsünde artık ipler kopar. Her per?embe yapılan bu mutat hareketi nikahın sıhhatleri açısından ele?tirmeden varın dindeki yerini siz de?erlendirin.

Sünnetin gere?i gibi anla?ılmamasına etken olan unsurlardan bir di?eri de, kasıtlı olarak radyo ve televizyon programlarında programa çıkartılan gayri samimi ve cahil insanların ilahiyat profesörü hocalarımızla tartı?tırılmasıdır. Tabi ki, duru?u net ve samimi olmayan bilim adamalarının da varlı?ı mümkündür. Yani bilim adamları her zaman İslâm âlimi olamayabilir. Vatanımızda Müslümanların fıkhî ihtiyaçlarına, müftülükler, sorunlar kendisine iletildi?i müddetçe yeterli derecede kar?ılık verdi?i ve verebilecek düzeyde kapasitesinin oldu?unu sanki bilmiyorlarmı? gibi bu programlarda ekseriyetle delilleri itibari ile farklı hükümler verilmi? meseleler gündeme getirilmektedir. Halk bu tartı?maları izlemektedir.

Sorun ilmî bir ortamda çözülüp cevabı halka tebli? edilece?ine, kasıtlı olarak halkın kafasını bulandırma hedef alınmaktadır. İ?te bu tartı?malarda klasik olarak bilgisiz, seviyesiz ki?iler demagoji yaparak genelde meseleyi - ki mesela kurbanın hükmü konusu (aslında tüm mezheplerce hükümleri açıktır) - “Söyle bakalım farz mı, sünnet mi?” diye sonuca varılmaya çalı?ılacaktır. Tabi bu ba?lamda izleyiciler; e?er tartı?madan farz çıkmazsa “kurban kesilmez” anlayacak veya sünnet denirse klasik mantık olarak yapmasan da olur, diye sonuç çıkaracaktır. Sünnetin, Efendimize ittibanın ne anlam ifade etti?ini bir evvelki sayımızda genel olarak anlatmaya çalı?mı?tık. Netice itibari ile bu tür programlar yer yer sünnet anlayı?ını zedeleyen unsurlardan biri olmaktadır.

Di?er ve en önemli sorunlardan biri de ekseriyetle ilim ehlince nelerin sünnet dahiline girece?i yönündeki, kendi gelene?i ile tutarsız ve ters dü?en anlayı?ları ve sünnete ittibada ehl-i ilmin zayıflı?ıdır.

Sahabe sonrası sünnet anlayı?ında sınırları git gide daralan bir yapı olu?mu?tur. Sahabelerin Rasûlullah Efendimize ittiba anlayı?ları ?eksiz ?üphesiz olup, onun güzel ahlâklarını ya?amada, bu ahlâkların illâki emredilmesini beklememi?lerdir. Şu hadis-i ?erif bunun en güzel ifadesidir. Ebû Mes’ûd demi?tir ki: “(Sadaka âyeti nâzil olup da) Rasûlullâh (s.a.v.) bize sadaka vermemizi emretti?i sıralarda sadaka verme?e kudreti olmayan her hangi birimiz (sırf Rasûlullah Efendimiz mübarek sözlerinden istifade etmek için ), çar?ıya gider ve arkasında (ücretle) yük çekerek iki avuç hurma kazanırdı. (Ve bu kazancından sadaka verirdi.) Bu gün ise bu insanlardan bazılarının yüz binlerle serveti vardır. (Fakat gerekti?i gibi infakta bulunmuyorlar.)” Bu hadis-i ?erifte açıkça görülmektedir ki Sahabe-i Güzin (R.Anhum) imkânları olmadı?ı ve kendilerine emir veya farz ile hüküm giymedikleri, kendileri bir avuç hurma sadaka almaya muhtaç oldukları halde, sırf Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek a?ızlarından çıkan her emir, tavsiye ve sözleri “ Benim imkanım yok” gibi basit nefsî itirazlar ile görmezlikten gelmemi?ler bilakis onları harfiyen yerine getirmi?lerdir.

Netice itibari ile bizim için en güzel örnekler, Rasûl-i Zî?ânın kıymetli talebeleri ve â?ıkları olan Sahabe Efendilerimiz, sünnete uyma noktasında bizim için en güzel örneklerdir. Zaten: “Onlara uyanlar kurtulu?a erer.” buyurulmamı? mıdır.

Onlar Efendimizden sadır olup da kendileri için yasaklanmayan her hâlini taklit etmeye çalı?mı?lardır. Bu hâlleriyle Peygamberimizle aynile?mi?lerdir. Sahabenin bu hâlini Cenâb-ı Hakk Kur’an’da övmekte, onların bu tavırlarından memnûniyetini ve rızasını bildirmektedir. Müzzemmil sûresinde, kendilerine gece namazı emredilmedi?i halde sırf Efendimiz yaptı diye onu takip eden Sahabelerin bu ittibasını Allah (c.c.), bildi?ini ve bu namaz için, “ Kur’an’dan neresi kolayınıza gelirse okuyun.” diyerek onlardan bu namazı kılmalarını istemi? ve onları bu gayretleri hasebi ile övmü?tür. Aslında ilk olarak gece namazı yalnızca Efendimize emredilmi?tir. Bu emir neticesinde Efendimiz bazen yorgunluktan kalkamazsa, gece namazını ‘dûhâ’ vaktinde kaza etmi?tir.

Hz. Âi?e Annemizden bu hususta birçok rivayet mervîdir. Biz kılamadı?ımız teheccüdleri kaza etmeyiz, bununla yükümlü de?iliz; fakat Allah (c.c.)’nun, kendilerine emredilmedi?i halde gece namazını kılan Sahabenin hâlini övmesi sonrası Efendimiz gece namazını bizden de istemi? ve hakkında sayısız emr-i nasihat etmi?tir. Teheccüd namazının fazileti, bu namazı kılanların derece ve kıymetlerini ve teheccüd namazının kılını?ına dair bir çok sünneti ö?renmemiz için hadis eserlerinin teheccüd ve vitr bölümlerine bakmamız yeterli olacaktır. Bu namazın ikamesinde hem Müzzemmil suresindeki ayetten hem de hadislerden mülhem olarak en çok göze çarpan husus Hakk’ın ho?nutlu?u ve rızasıdır. Bize Allah’ın ho?nutlu?u de?il de ne lazım acaba? Kırık dökük amellerimizle Allah’ın rızasını mı bulaca?ız; fakat gece namazı sırf kendi gayretimize ve içimizdeki sevgiye baktı?ı için ve tüm insanlar gaflette iken gece kalkıp, yalnız ba?ına Rabbinin rızasına tâlip olan ile, “ Canım gece namazı emredilmedi, farz de?il ki.” diyerek, kılmayan âyette ifade edildi?i üzere Allah (c.c.)’nun ho?nutlu?unu kazanan ki?i ile Allah katında müsavi mi olacak?

Sünnetlerin farzlar gibi niçin emredilmedi?ine önceki sayımızda da biraz de?inmi?tik. Sahabeler, Efendimiz (s.a.v.) bizim gibi bir insandır, be?erdir, ?a?ar diye hiç dü?ünmezlerdi. Aksine Allah’ın terbiye etti?i bir Râsûl’ü olarak görürler ve onu bütün hayatlarına üst men olarak kabul etmi?lerdir. Yemesinden içmesine kadar bir insan olarak her hâlini taklit etmi?lerdir. Hatta en mahrem hallerini bile taklit etmek için gidip, utana sıkıla onun ev ve gece hallerini onun pâk zevcelerine sormu?lardır. Aslında Efendimizin kendine has olarak, be?er kisvetinin gere?i, bir çok ameli, hukûken sünnet diye alınmamı?tır. Zirâ hukuk direkt ibadetleri öncüller. Fakat daha önce de söylemi?tik ki hukukî terimler içerisinde sünnet kavramı hükmîdir. Bu kavram, Efendimizin hadislerinde bizi sık sık uyardı?ı, onlarla i?tigal edenleri müjdeledi?i, onun her hâlini içerisine alan bir kavramdır. Bu sünnet kavramı içerisinde farzlar da, vacipler de, menduplar da, müstehaplar da, mubahlar da var. O halde “Sünnetime tâbî olmayan benden de?ildir.” hadisi ile sadece namazın sünnetleri gibi bir kaç alanı kapsamamaktadır. Efendimiz (a.s.) bir insandı. Bizler de bir insanız. Allah onu bize örnek olsun diye gönderdi.

Aksi halde sadece belli ba?lı ibâdetlerin yapı tarzını göstermesi için onun insan olarak gönderilmesinde bir espri yatmamaktadır. Yani onları insan olmayan bir peygamberle de pekâlâ bizlere tarif edebilirdi. Fakat o bir insandı ve biz ondan kullukla beraber insanlıkta ö?rendik. Hatta mutat ibadetlerin dı?ında kulun her hâlini Allah için yapıp da onları nasıl ibadete tebdil etti?ini ö?rendik. Bizlere yemek yemesini bile o ö?retmi?tir. “Kibrinden dolayı yemek yemsini ö?renmeyenlerin de ellerinin kurudu?unu” hadis eserleri bizlere nakletmi?tir. Fıkhî olarak helâl olan yemeklerin yenmesinin hükmü mubahtır. Bazıları, “ Yemek yemekte sünnet mi olur.” derlerken ?u noktayı görememektedirler: Yemek yemek elbette mubahtır; fakat yeme?i Rasûlullah gibi yemek sünnettir. Bu yeme?i nasıl olsa yiyece?iz. Yemek yemeden ya?ayan yoktur. O halde Efendimiz gibi, yemek öncesi ve sonrası ellerini yıkayarak, misvak kullanarak, yeme?i önünden, sa? elinle, besmele çekerek, tuzla ba?layarak, dua ederek, yerde sa? baca?ını dikerek, elle yenmesi gereken ?eyleri üç parmakla yiyerek, temiz ve mutedil olarak, yava? ve hazmederek vb. bir çok sünnete uyarak yersek, Allah bu sünnetlere uymaksızın yemek yiyenlerle elbette bizleri bir tutmayacaktır.

Sahabe Efendilerimizin hepsinde sünnet anlayı?ının bir oldu?unu ifade etmek zordur. Daha do?rusu onların Efendimizden istifadeleri farklı farklı olmu?tur. Öyle ki Efendimizden daha fazla ?eyler ö?renen, daha fazla hadis i?iten Sahabeler elbette farlılık arz edecektir. Bu ba?lamda bazı Sahabelerin amel edip de her birinde görülmeyen bu sünnetler, büyük bir dikkatsizlik sonucu râvilerinin azlı?ı bahane edilerek geri planda kalmı?tır. Bize dü?en, her biri yıldız gibi olan Ashabın hepsinden ayrı ayrı istifade etmeyi bilme olmalıdır.

Ehl-i ilmin sön dönem itibari ile sünnet anlayı?ındaki kırılmalar, modern dünya ve bilmi kar?ısında bir çok hadis ve sünneti kendi yetersizli?i sebebi ile uçuk yorumlara kalkmaları veya Efendimizin ifadelerindeki hikmetleri anlayamamaları sebebi ile sanki bilime tersmi? gibi görüp onları inkar faaliyetleri sünnet-i seniyyenin toplum nazarında yanlı? anla?ılmasına sebebiyet vermektedir. Bu tavırlarını zayıf hadislerde görmek bir parça mantıklı görünebilmektedir; fakat temel sahih eserlerimizde sıhhatinde hiçbir sorun olmayan hadisler kar?ısında da aynı inkâr tavırları sünnet-i nebevinin toplumda fonksiyon yitirme sebebi sayılabilmektedir.

Meselâ Sahih-i Buhâri’de Tıbb-ı Nebevî kabilinden olan mantarla ilgili rivayetler bu hususa örnek te?kil etmektedir. İlgili rivayetlerde Efendimiz (a.s.): ’Kızılım tırak, beyaz mantar (dolaman mantarı), kudret helvası (gibi Allah’ın külfetsiz ni’metleri) nev’inden bir rızıktır. Suyu da göz a?rısına ?ifadır.’ buyurmu?tur. Bu hadis hakkında hemen ?u sorular sorularak basit bir ikna yöntemi ile hadis inkâr edilmi? olacaktır: “Siz gözünüz a?rısa doktora mı gidersiniz, gözünüze mantar suyu mu dökersiniz?”. Aslında itiraf etmeliyiz ki günümüzde hiçbir Müslüman gözü a?rıyınca doktora gitmekten geri kalmaz; fakat sorun bu de?ildir. Sorun bu hadisten gere?i gibi istifade edilemedi?idir. Efendimiz (a.s.) Veda Haccı’nda ?öyle buyurur: “Sizler benden i?ittiklerinizi sizden sonrakilere onlar da kendilerinden sonrakilere iletsinler.

Zira belki de sonradan benim ifadelerim daha iyi anla?ılabilir.” Efendimizin ‘mantar hakkındaki hadisini’ Veda Hutbesi’ndeki bu uyarıları cihetinde ele alırsak, günümüzün modern bilimi kar?ısında durarak de?il aksine bilimi kendimiz olu?turarak ancak bu hadisten müstefit olabiliriz. Biz Müslümanlar tıp konusunda henüz bilim yapamıyor aksine batıdan bilim ithal ediyoruz. Şu halde bilim ithal eden bir toplumun acizane doktora gitmekten ba?ka çaresi de olmayacaktır.

Fakat bilim yapan bir toplum olsak o zaman bizler bu hadise sahip çıkıp mantarın içerisinde, suyunda ondaki ?ifayı bulmaya çalı?ırız. Zaten ilaçlar kimyasal bile?keleri yanı sıra bitkilerden yapılıyor de?il midir.? Şu halde Veda Hutbesi’ndeki uyarı muvacehesinde bugün Efendimizin bu kabilden buyurdukları hadislerini anlamak ve onlardan istifade etmek mümkün olacaktır. Aksi halde biz hiçbir surette takvaya mütemayil bir çok hadisi Sahabeden daha iyi anlayan toplulukların daha sonra gelece?i zannında de?iliz. Asr-ı Saadete yakla?mak imkân dahilinde olsa da onun aynını yakalamak ihtimal dahilinde de?ildir. Nihayet Efendimiz (a.s.)’in mantar hakkındaki bu hadislerinin sünnete ittiba noktasındaki tezahürü bu gün itibari ile ondaki bu ?ifayı günümüz teknolojisinin imkânlarından istifade ederek ortaya çıkarmak, insanlı?ın faydasına sunmaktır. Zira Efendimiz ?ayet böyle buyurmu?sa, ki hadis gayet sarihtir; onda da mutlaka ?ifa vardır. Zira Efendimiz aslâ yalan konu?maz.

İ?te ehl-i ilim olan bir çoklarının üstte zikretti?imiz hususta çok ciddi yanlı?lara dü?tü?ü görülmektedir. Bu tür çıkı?lar samimi Müslümanlara zarar vermeyece?i ümit edilse de yine takvası zayıf bir çok din karde?imizin saf akıllarına, en temel dinî eserleri hakkında, ?üphe dü?ürece?i kesindir. Bu hususta toplumumuzun ve gelecek nesillerin hadis ve sünnetleri daha iyi anlaması için samimi ve ehl-i gayret ki?ilere ihtiyacımız vardır. Bu mümtaz ?ahsiyetler de umulur ki sünneti önce kendi nefsinde ya?ayan ve insanlara ya?ayarak ö?reten kimselerden olacaktır.

Asıl itibarla çok farklı örneklerle konumuzu daha anla?ılır kılmak mümkündür; fakat biz samimi olmayan ilim ehli kimselerin de hadis ve sünnetleri anlama noktasında dü?tükleri hatalara bu kadarı ile de?inmeye çalı?tık. Bu vesile ile Rasûlullah (a.s.)’ı anlama noktasında genel olarak farklı ‘menfî vesilelerin’ olu?turdukları zaafları ve bunların alternatifleri üzerinde durmaya çalı?tık. Rabbimiz bütün Müslüman karde?lerimizi, içerisinde bulundu?umuz “Kutlu Do?um Ayı’na” bu kıymeti veren Sevgili Peygamberimizin hürmetine Sünnet-i Rasûlullah’ı hakkıyla anlayan ve ya?ayan kullardan etsin.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.