Özlenen Rehber Dergisi

171.Sayı

ŞİRKİN KARANLIĞI, TEVHÎDİN AYDINLIĞI VE TASAVVUF

Tevhid kelime itibariyle ’bir’i ihtiva eder. Istılâhî manası ise bütün put ve tâğutları nefyederek, ibadet olunmaya lâyık olanın ancak Hz. Allah (c.c.) olduğunun bilinmesidir.

Tevhid, her ne kadar ’bir’i ihtiva ediyorsa da, bu sayısal yönden değildir. Öyle ki bütün mahlûkatı ve kâinatı (insanları, melekleri, cinleri, hayvanları, nebâtâtı, cemâdâtı, yer ve gök, dünya ve ahireti ve içindekileri) emirle yoktan var eden ve yarattıklarının rızıklarını tekeffül edip veren, hayat ve mematlarından haberdar olan, insanları cennet hayatından dünya hayatına sevk eden, bu âlem-i isbâtta (yâni dünyada) gerek insanlardan, gerek cinlerden emirlerine itaat edenleri rahmet evi olan cennete, itaat etmeyenleri de adâlet evi olan cehenneme gönderen ve yarattığı hayvanatı, nebâtâtı, cemâdâtı, yeryüzündeki suları, yer altındaki madenleri insanoğlunun emrine veren;şerîki, naziri, benzeri, veziri olmayan, şanı büyük olan Yüce Allah’ın birliğidir. Yer, gök ve içindekilerin kendi lisanlarıyla zatını tesbih ettiği Hz. Allah’ın şanı çok yücedir.

***

Tevhid, bütün sahte put ve tâğutları nefyederek, yalnız Allah’ın kendi varlığını ispatlayın bir kelimedir. Şöyle ki; ’Lâ’ dediğimiz zaman ’yok’ manasına gelir. ’ilâhe’ ise sahte ilâhları, putları, tâğutları nefyedip ’illallah’ ile kendisinin var ve hak olduğunu ispatlar. ’MuhammedünRasulullah’ kelimesine gelince, ’Muhammed Allah’ın elçisidir’ manasına gelen hak bir kelimedir. Öyle ki, Cenab-ı Hak tarafından gönderilen bütün emirleri ketmetmeden, bütün insanlara tebliğ eden nebi ve resullerin son halkasını ifade eder.

***

Tasavvuf, insanları kötü olan hayvani ahlâklardan, mâsivâlardan yükseltipmelekî bir ahlâka sâhip kılan bir olgudur. Kısacatasavvuf, güzel ahlâkı tamamlayıp olgunlaşmaya denir.

Tasavvuf ile Tevhid arasındaki ilişki ise; tasavvufun insanın bâtıl olan istek ve arzularını, kötü ahlâklarını Hz. Muhammed’in (s.a.s) ahlâkıyla değiştiren, ahlâken tekâmül ettirip insanlar sınıfına sokan bir yol olmasıdır. Nitekim bir ayette: ’Hevâ ve hevesini ilâh edinmiş...’ (Câsiye 45/23) olan insanların ancak tek kurtuluş yolu olan tevhîdle ve tasavvuf yoluyla kurtulabileceklerine işâret edilmektedir.

***

Cenab-ı Hak Ra’d Suresi 28. ayet-i kerimesinde: ’Uyanık olun ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur.’ buyurmaktadır. Cenab-ı Hak burada insanların kalplerinin tatmin olabilmesi için, yâni içindeki mâsivâları, boş emelleri, arzuları, istekleri, lüzumsuz olan havâtırları ancak kendi zatını Tevhid ederek, yâni ’Lâ ilâhe illallah’ demek suretiyle nefyetmemizi istemektedir ki, nefsimizi ancak böyle temizleyebiliriz.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: ’Lâ ilâhe illallah demek suretiyle vücuttaki damarlardan geçen kanların içindeki şeytanların yollarının oradan geçmesine müsaade etmeyin.’ (Tirmizi, Deavat, 5)

Yine bir başka hadis-i şeriflerinde: ’Her şeyin bir cilâsı vardır; kalbin cilâsı da Allah’ı zikretmektir.’ (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr) buyurmuştur.

Yâni Lâ ilâhe illallah ve Allah kelimesi zikredilerek kalp temizlenir.

***

İşte bir salik, Cenab-ı Hakk’ı bol bol, türlü türlü esmalarıyla zikrederse, melekî bir ahlâk ve Rabbani bir terbiyeye kavuşabilir.

***

Tevhid bir bütündür. Öyle bir bütündür ki iki kelimeden meydana gelir. Bu iki kelimeyi de söylemek zorundayız. Yâni ’Lâ ilâhe illallah’ ve ’Muhammedün Rasulullah’ demek suretiyle ancak tevhidi kabul edip mü’min olmuş oluruz.

Ama bir insan ’Lâ ilâhe illallah’ dese de ’MuhammedünRasulullah’ı kabul etmese, o ne mümindir ve ne de Tevhid ehlidir. Yine ’Muhammedün Rasulullah’ dese ama ’Lâ ilâhe illallah’ demese, yine mü’min ve Tevhid ehli (muvahhid) değildir.

***

Tevhidin zıddı ’şirk’tir. Şirk ise vahşettir. Tevhid gelmeden önce insanlar, insanlık dışı hareketlerde bulunur, kız çocuklarını diri diri toprağa gömer, içki ve fuhuş bataklığına batmış bir vaziyette pislikler içinde yüzerlerdi. Bu cahiliye hâli, şirk karanlığında kalmanın bir neticesiydi.

Cahiliye insanları o kadar karanlığa batmışlardı ki, Kâbe’yi tavaf ederken elbiselerinin de günaha bulaştığını iddia edip; erkekler gündüz, kadınlar gece çırılçıplak tavaflarını yaparlardı. Bu, hayvanlık derekesine inmekti. Kadınlar bir ticaret malı gibi alınıp satılıyordu. Ne zaman ki Tevhid geldi, o zaman Tevhid nurunun aydınlığı insana hakkı bilmeyi, hakkı gözetmeyi; ’Cennet anaların ayakları altındadır’ (Nesai, Cihad, 6) hadis-i şerifi mucibince kadına kendi öz değerini vermeyi, karıncanın dahi hakkına riayet etmeyi emretmiş, insana hakiki insan olma özelliğini kazandırmıştır.

***

Eğer Tevhid şuuru olmasaydı, insanlar hayvanlar seviyesinde olurlardı. Şirk karanlığından kurtulup, Tevhid aydınlığında gerçek mutluluk elde edilir ve insan gerçek makamı olan ’insan-ı kâmil’ sınıfına yükselir.

Ve’s-Selâmu alâ men ittebea’l-hüdâ.

*Bu Makale, Özlenen Fark Dergisi’nden iktibas edilmiştir. (Eylül, 1996, sayı 2, ’Tevhid ve Tasavvuf’ başlıklı makale)
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

2 kişi yorum yazdı.