Özlenen Rehber Dergisi

8.Sayı

Ramazan Bayramı

Dr. Celal Emanet Özlenen Rehber Dergisi 8. Sayı
Müslümanların iki büyük bayramından biri... Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü Müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o günlerin evvelinde fıtır sadakası verilmesinden dolayı ’Fıtır bayramı’ adı da verilmektedir.

Rasûlullah (s.a.s) Medine’ye hicret ettiği zaman Medinelilerin e?lenip neşelendi?i iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri ta?ıyan bu bayramların yerine bütün Müslümanların sevinip e?lenece?i İslâm’ın iki bayramını onlara haber verdi:

’Allah-u Teâlâ size, kutladı?ınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti.’(1) Bayram, Ramazan çıkıp bayramın ba?ladı?ı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan’ı otuz gün tutmakla ba?lar. Ramazan’ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval’in biridir ve bayram yapılır.(2)

Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mubah oldu?u; Müslümanların e?lenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyele?tikleri; çocukların, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildi?i; kısaca İslâmî karde?li?in toplumun her kesiminde canlı olarak ya?andı?ı, bütün bunlarla birlikte Allah’a kar?ı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek önemli bir farîzadır ki mümkünse bu sadakayı bayramdan önce vermeli ki bayram gelmeden fakir insanlar da bazı hazırlıklar yapsınlar, onlar da sevinç içerisinde bayramı kar?ılasın ve sevinsinler.

Ayrıca bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olan ameller de vardır. Ramazan’ın ilk gününde oruç tutmak ise haramdır.

Ramazan bayramı sabahı erken kalkıp bayramın canlılı?ını hissetmek, di?er günlerden farklı bir gün oldu?unu görmek, cünüp olsun olmasın guslederek temiz (mümkünse yeni) elbiseler giymek, pis kokulu yiyeceklerden uzak durmak, a?zı misvaklayıp fırçalamak, güzel kokular sürünmek, saçı-sakalı, tırnakları ve vücudun di?er yerlerindeki kılları sünnete uygun bir ?ekilde temizleyip düzene koymak, İslâm’ın adabından olan güzel ?eylerdir ve müstehaptır.

Ayrıca fertlerin birbirine kar?ı di?er günlerden daha fazla güler yüzlü davranması, ne?eli görünmek, topluca bayram namazına gitmek; namazdan önce varsa hurma, hurma yoksa tatlı bir ?ey yemek; bunun da bir, üç, be? gibi tekli sayılarda olmasına dikkat etmek; namaza giderken Allah’ı zikretmek, kar?ıla?ılan Müslüman karde?lerle selamla?ıp bayram sevincini payla?mak, bu günü daha bir anlamlı kılacak davranı?lardır ve Hz. Peygamber’in sünnetleridir.

Yakın akrabaların birbirini ziyaret edip sorması, ihtiyaç içinde olanlara yardımcı olunması gerekir. Ana-babayı unutmamak, hiç olmazsa bayram günlerinde kendilerini ziyaret edip gönüllerini almak Müslüman evlatların terk etmemesi gereken dinî bir yükümlülüktür.

Zengin olunsun fakir olunsun, bayram gününde güç yetti?ince sadaka vermek, daha fazla Müslümanla kar?ıla?ıp sevinci payla?mak için namaza gidilen yoldan gelmeyip ba?ka bir yoldan dönmek sünnettir. Sadakaların dı?ında, üzerlerine vâcip olan Müslümanlar, bayram namazından önce ’fitre’ adı verilen fıtır sadakalarını verirler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre sadaka-i fıtır farz, Hanefi mezhebine göre vâciptir.(3) Bayram namazından sonra Müslümanların birbirleriyle bayramla?ıp musâfaha yapmaları, kucakla?maları İslâm’ın ho? kar?ıladı?ı güzel geleneklerdir.
Sabah namazından sonra bayram namazına kadar hiç bir namaz kılınmaz. Bu konuda İbn Abbâs’tan gelen bir rivâyet ?öyledir: ’Nebiyyi Ekrem (s.a.s) fıtır bayramı günü yalnız iki rekât kıldırıp ondan evvel de sonra da hiç bir namaz kılmadı...’(4)

Bayram namazının cami-mescid gibi kapalı yerler yerine açık alanda, geni? ve düz bir meydanda kılınması sünnettir. Medine’ye bin ar?ın uzaklıkta bir yer vardı ki buraya ’Musallâ’ adı verilmi?ti. Bayram namazları da burada kılınırdı. Ebû Saîd el-Hudrî diyor ki: ’Rasûlullah fıtır bayramı ile kurban bayramı günlerinde Musallâ’ya çıkardı. İlk ba?ladı?ı ?ey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkıp, cemaat saflarında otururken ayakta onlara dönüp vaaz eder ve istediklerini tavsiyede bulunurdu. Abdullah b. Sâib ?öyle anlatır: ’Rasûlullah (s.a.s) ile bayram namazında bulundum. Namazı bitirince; Biz hutbe okuyaca?ız, dinlemek isteyen otursun dinlesin, gitmek isteyen de gidebilir.’ buyurdu(5)

Bayram namazlarında ezan okunmaz. Bu konuyla ilgili pek çok hadis vardır. Ancak, halkın namazı kaçırmaması için ça?rı yapılabilece?i yönünde mürsel hadisler de vardır. Örne?in, ’Rasûlullah, bayramlarda essalâtü câmiah (Topluca namaz kılmaya buyrunuz) diye nidâ etmeyi müezzine emir buyurmu?lardır... Dolayısıyla bu rivâyeti kabul edip ’namaza gelin’ gibi sözlerle namaza ça?ırmak mekruh olmaz. Ancak ’Hayyaalessalah” gibi ezan cümleleriyle nidâ edilirse bu mekruh olur.’ (6) diyen âlimler de vardır.

Kadınların bayram namazına gidip gidemeyecekleri konusunda da farklı görü?ler vardır. Peygamberimiz zamanında kadınların bayram namazına gittikleri bir çok sahih hadisle sabit olmu? bir gerçektir. Hattâ ?u hadis hayızlı kadınların dahi namaza durmamak ?artıyla namaz yerine gidebileceklerini göstermektedir:
Ümmü Atiyye’nin bildirdi?ine göre; ’Taze, kocaya varmamı? kızlara (yeni gelin olanlar), hattâ hayızlı olanlara varıncaya kadar bütün kadınlar namazgaha çıkar, o günün bereketinden nasiplenmek ümidiyle erkeklerle birlikte tekbir getirir, onlarla beraber dua ederlerdi. Yalnız, hayızlı olanlar Musallanın haricinde kalıp cemaatin tekbir ve dualarında hazır bulunurlar. (namaza katılmazlardı)’(7)

Di?er bir rivâyette İbn Abbas diyor ki: ’Rasûlullah, kadınların hutbeyi i?itmediklerini dü?ünerek Bilâl’i alıp onların yanına geldi. Onlara vaaz ederek sadaka vermelerini emretti. Kadınlar küpesini, yüzü?ünü Bilâl’in ete?ine atıyorlardı. (Sahabenin hanımları Efendimizin bu nasihatlerinden sonra Allah için ve ahiret azabından korunmak için fakirlere bayram hediyesi olması gere?i ile Efendimizin (s.a.v) ihtiyaç sahiplerine vermesi amacıyla en kıymetli takı ve ziynetleri sadaka etmi?lerdir)’(8) Bütün bunlara ra?men, asr-ı saadetten sonra, ahlak ve namusa verilen de?erin azaldı?ı, fitne ve fesadın yaygınla?tı?ı ortamlarda kadınların cemaate katılmayıp evlerinde durmaları İslam alimlerince İslâm’ın ruhuna daha uygun görülmü?tür.

Ne zaman ki asr-ı saadet ahlakı toplumca ihya edilirse, i?te o vakit Efendimiz zamanındaki bu güzel bayram adetini kadınlı erkekli, tıpkı o zamanda oldu?u gibi tekbirler e?li?inde, Rabbimiz için bir ay oruç tutmu? ve ibadetlerde bulunmu? olmanın sevinci ile hep birlikte ya?amak mümkün olacaktır.

Ramazan bayramının tespiti kamerî aylardan Şevval hilalinin görünmesiyle oldu?u için, hilalin görünüp görünmedi?i hakkında kesin bir sonuca varılamaz da Ramazan orucunun otuzuncu günü, o günün bayram oldu?u anla?ılırsa, orucu iftar edip bayram yapmak gerekir; ancak, bayram namazı ö?le vaktine kadar kılınabilece?i için, e?er o günün bayram oldu?u ö?leden önce anla?ılmı?sa, bayram namazı hemen kılınır; yok e?er ö?leden sonra oruçlar açılmı?sa, ilk gün bayram namazı kılınmaz. İkinci gün kılınıp kılınmayaca?ı konusunda İslâm âlimleri arasında görü? farklılı?ı vardır. ’Bir grup insan (binek üzerinde oldukları halde) Rasûlullah’a gelerek, bir gün önce hilali gördüklerine ?âhitlik ediyorlardı. Rasûlullah (s.a.v) onlara, iftar etmelerini, ertesi sabah da Musallâ’ya gitmelerini emretti.’(9) hadisini delil kabul eden Hanefi ve Hanbelîler, bayram namazının ikinci günü kılınabilece?i görü?ündedirler. Şâfiîler bayram namazını sünnet kabul ettikleri için, onlara göre ikinci günü kılınmaz.

Bayramlarda e?lenmek ve hattâ oyunlar oynamakta bir sakınca yoktur. Ancak, İslâmî kuralları, haramı, helali, utanma duygusunu, a?ırba?lılı?ı, israfı ve kâfirlere özenip onlara benzememeyi akıldan çıkarmadan, Müslüman ?ahsiyetine yakı?ır bir ?ekilde olmasına dikkat etmek gerekir. Bayramlarda herkes ne?eli olur. Ancak çocuklar, büyüklerden daha çok sevinç ve heyecan duyarlar. Bu sebeple onlarla, böyle günlerde daha çok ilgilenmeliyiz. Onları mutlu edebilmek için, biraz daha fazla fedakarlık göstermeliyiz. Dinimizin tavsiye etti?i ve Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin de hayatından ö?rendi?imiz güzel ahlakları onlara da ö?retmeliyiz.

Bu arada birbirimize kar?ı olan sevgi ve saygımızı daha da artırarak, kırgınlık ve küskünlüklere son vermeliyiz. İslam’ın sevgi, saygı, barı? dîni oldu?unu unutmamalıyız. Tüm Müslüman karde?lerimizle dostça ve ho? bir ?ekilde geçinmeye azmetmeliyiz. Birlikte rahmet, ayrılıkta felaket oldu?unu unutmamalıyız. Bu arada, Ramazanda kazandı?ımız iyi ve güzel alı?kanlıklarımızı devam ettirmeliyiz. Ramazandan sonra da kötü huy ve davranı?lara tekrar dönmemeliyiz. Bizleri huzur ve sükun içerisinde daha nice bayramlara eri?tirmesi için, Yüce Allah’a duâda bulunmalıyız.

Bir hatırlatma olarak tüm karde?lerimize ?unu da belirtmek istiyorum ki içinde ya?adı?ımız toplumun bir hastalı?ı haline gelen ve bir türlü düzeltilemeyen bayram ve ondan nasıl istifade edinilece?inin ?uurunda olmayan bir toplum haline gelmi? durumdayız ne yazık ki... İ?te bir bayram daha geliyor sevinç ve ne?e günleri olan bu zamanları nelerle dolduraca?ız acaba... Bu günlerimizi yukarıda ifade etti?im gibi Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin sünnet ve ahlaklarına uygun bir ?ekilde mi yoksa bunun tersi olan ve İslam’ın ahlakına uygun olmayan çe?itli haram ve nefsânî isteklerle mi geçiriyoruz ... Allah (c.c) bu günleri müminler için bir af ve ma?firet günleri olarak tahsis etti?i ve her türlü küskünlüklere hiç olmazsa bugünlerde bir son verilmesi istendi?i halde kimileri bunun tam aksine küs oldu?u kimselerle barı?madı?ı gibi çevresindekileri de sebepli veya sebepsiz kalplerini kırarak küsmek için fırsatlar kolluyor.

Ayrıca Günümüzde kitle ileti?im araçlarının insano?lunun hayatında ne derece önemli bir yerinin oldu?u herkes tarafından bilinmektedir. Peki bu araçların insano?lunun ahlâkî yapısının da bozulmasında nasıl bir rol oynadı?ını da hiç dü?ündük mü? Bunun en çarpıcı örneklerini Müslümanların kutsal günleri olan bayramlarda özellikle hazırlanıp bazı televizyon kanallarından tüm Müslümanlara bayram özel e?lence programları adı altında sunulan bu yapımlar acaba Müslümanların ahlakına ne derece uygundur sizlere sormak istiyorum?

İçerik bakımından her türlü ?ehevî duyguları tahrik edici ve ramazan boyunca kazanılmaya çalı?ılan ve bir nebze olsun gönüllerde alevlenmeye ba?lamı? olan Allah ve Rasûlullah sevgisini bir anda ifsada u?ratacak derecede haramlarla dolu bu türlü e?lencelere bizlerin hayatında yeri olabilir mi? Bu bayramlar Efendimizin biz Müslümanlara bir arma?anıdır. Bu bayram bir aylık bir oruç itaatinin kar?ılı?ı olarak Rabbimizin daha bu dünyada bir necat ni?anesi olarak Müslümanlara bir hediyesidir; fakat gelin görün ki “bayram programı” adı altında hazırlanan bu rezalet tablolar tam bir günah çukurudur. Zira bu programlarda sadece haramlar vardır. Kadınlarla yapılan e?lenceler, çekilen piyango kuraları...vs. kısaca Allah’ın arma?anında Allah için olabilecek ?eylerin dı?ında her ?ey vardır. Bilinçli Müslümanların ise di?er günlerde oldu?u gibi özellikle bayramlarda da televizyondaki bu tarz programlardan uzak durmaları kendi menfaatlerinedir.

Tabi ki özlenen ve istenen tablo ise, hemen her insanın hayatında bir yeri olan televizyon gazete ve Internet gibi kitle ileti?im araçlarını İslam’ın ahlâk ö?retileri do?rultusunda yönlendirip di?er insanların hizmetine sunacak kimselerin sayısının artmasıdır. Bu hususta gayret içerisinde oldu?u bilinen tüm insanları da tebrik eder ve Rabbimizden bu güzel hizmetlerini geni?letmesini istiyoruz.

Kıymetli karde?lerim, dinimizin emirlerini kur’an ve sünnet ölçülerine göre yerine getirmemiz gerekir. Yerine getirilen bazı amellerde örf ve adetlerin yanî kendi kültürümüzün de kalıntılarının olmasında bir sakıncasının olmadı?ı herkes tarafından bilinir; ancak bu amelleri yerine getirmedeki hassasiyet farz olan emirlerin önüne geçmi?se bu türlü bir adet bizlerin zararınadır. İ?te namaz da bunlardan bir tanesidir. Çoklarına ?ahit olmaktayız ki bayram günü sabah namazını kılmamı?, farz olan sabah namazını ikame etmemi?; fakat bayram namazına kalkmı? büyük bir hassasiyet göstererek hazırlanmı?tır. İ?te bu durum namaz ?uurunun yitirilmesinin alametidir. Zira sabah namazı farz iken bayram namazı bir alt derecede öneme haiz olup vaciptir. Farzı terk edip de vacibi yerine getirmek hiçbir dînî duyarlılıkla ifade edilemez. Aynı durum Cuma namazlarında da görülmektedir. Sanki di?er namazlar farz de?ilmi? gibi sadece Cuma namazlarında camilerimizi cemaatle dolmu? olarak görürken haftanın hiçbir gününde ve vaktinde aynı ?ekilde görememekteyiz. Yine ramazanın gecelerinde devam edilen teravih namazı da bu türdendir. İnsanlar sünnet olan teravih namazına gösterdikleri hassasiyeti acaba di?er vakitler için neden göstermemektedir.

Kıymetli karde?lerim İslam’ın gerçek güzelli?i, onu bir bütün olarak telakkî edip erkanları bir bütünlük içerisinde yerine getirince ortaya çıkar. Osmanlı kültürümüzde, ecdâdımızın dînî hassasiyetlerinin ne derecede oldu?unu ve bu mevcut kültürü, dîn’e ba?lılık ile nasıl ?ekillendirdiklerini az çok hepimiz bilmekteyiz. Ecdadımız hakkındaki ilgilerimizi ?öyle bir karı?tırırsak, onların, bayramları büyüklü küçüklü nasıl ya?adıkları ve çok çe?itli güzel adetlerle ya?adıkları bu bayramları, bir Ramazan, hatta tüm seneleri boyunca yerine getirdikleri kulluk örne?i ile nasıl hak ettiklerini görürüz. Zaten ?imdilerde o eski bayramlara;

“Ah! Nerede o eski bayramlar.” diye hasret ve özlem duyulmakta de?il midir? İ?te bu “ah o eski bayramlar nerede” sözüne ise, tarihimize ?öyle bir bakınca; Osmanlının o bozulamaya ba?ladı?ı son zamanlarından itibaren söylendi?ine ?ahit olursunuz. Gerçi ecdadımızın en kötü gününü bile özlemekteyiz, zira her geçen gününü özlendi?i açıktır. İ?te bu üzücü durumun ortaya çıkmasının sebebini az çok ifade etmeye çalı?tık. Dile?imiz o ki, yeniden hem bu dünyada hem de huzur-u ilahide güzel bir bayram yapabilmek için bayramı hak etmeye çalı?alım.
Bütün din karde?lerimizin Ramazan bayramını en kalbi duygularla tebrik eder, Cenâb-ı Hakkın yardım ve ma?firetini niyaz ederim.


Kaymakça:
1. Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239.
2. Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306.
3. Tecrîd-i Sarih, Tercümesi, 367.
4. Tecrîd-i Sarih Tercümesi III, 174.
5. Sünen-i Ebû Davud, II, 225.
6. Tecrîd-i Sarih, III, 181.
7. Tecrîd-i Sarih, III, 183.
8. Sünen-i Ebu Dâvud, Salat, 239,241.
9. Sünen-i Ebû Dâvud, II, 227.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.