Özlenen Rehber Dergisi

61.Sayı

Toplum & Aile...

Miyase ÖZCAN Özlenen Rehber Dergisi 61. Sayı
’Ektiğiniz bir hurma çekirdeğine gösterdiğiniz özenin, oluşturduğunuz şartlar ve güzelliklerin iyi bir ağacın yemişine neden olduğu gibi çocuklar da böyledir.’
İmam Gazali

EN GÜZEL ÖRNEK HZ. PEYGAMBER (s.a.v.)’İN AİLE HAYATINDAN KESİTLER-I-

Aile, toplumun çekirdeğidir. Sağlıklı bir toplum için de son derece önemlidir. İslam dini yaratılış gereği olan evlenmeyi, aile müessesesinin kurulmasını önemli görmüş, karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir aile yuvasının oluşturulmasını hedeflemiştir. Bir kimsenin aile hayatı, onun ahlakının, davranışlarının ve karakterinin gerçek aynasıdır. İnsanın ev dışında ve sosyal hayattaki bütün hareketlerini yapmacık göstermesi mümkündür. Hatta kişi, evdeki tutum ve davranışlarının aksine dışarıda kendisini, olduğundan farklı gösterebilir. Bunun için de kişinin diğer insanlara anlattığı, şefkat, merhamet, cömertlik, ahde vefa gibi insanı yücelten değerleri, kendi hayatında nasıl tatbik ettiğinin anlaşılması için aile hayatı, önemli ve şaşmaz bir ölçüdür.

Gençleri evlenmeye ve aile kurmaya davet eden Efendimiz (s.a.v.) de kurduğu yuvalarla bizlere her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Hz. Peygamber, aile hayatını adeta dünyada cennet bahçelerinden bir bahçe haline dönüştürmüştür.

Kurulan yuvayı sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olarak nitelendirmiştir. Çünkü karşılıklı sevgi, saygı ve merhamete dayanan bir aile düzeninde huzur ve mutluluk vardır. Sevgi ve saygının olmadığı ailede mutluluktan ve huzurdan söz etmek ise mümkün değildir. Efendimiz (s.a.v.), eşler arasındaki sevgi ve saygıyı da imanla irtibatlandırarak; “İmanı en mükemmel olan mümin, ahlâkça en güzel olandır. Sizin en hayırlınız da eşlerine en güzel davrananızdır” buyurmuştur. (Ahmed b.Hanbel, el-Müsned, IV, 47; Ebû Dâvud, Tirmizî)

Rasûlullah (s.a.v.) ümmeti için her yönüyle bir önder, rehber ve uyulacak bir şahsiyettir. O bir Peygamber olduğu kadar aynı zaman da beşerdi. Efendimizin (s.a.v.) ailesinin yeryüzünde gelmiş geçmiş ve gelecek bütün hanelerin en sade, en mutlu ve en samimisi olduğunu görebiliriz. O’nun hanesi her zaman saadet ve huzur doluydu. Her ne kadar bu aile maddi imkânlar açısından fakir hanelerden biri olsa da O’nun ailesinde manevi zenginlik, şefkat, merhamet ve muhabbet hâkimdi. Hadis ve siyer kitaplarında Efendimizin hanımları, çocukları, ashabı, komşuları ve diğer insanlara olan davranışları en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır.

İslâm’dan önceki dönemde kadına değer vermek şöyle dursun kadının yok sayıldığı ve kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir ortamda Hz. Hatice annemiz ile Efendimizin (s.a.v.) arasında sevgi ve saygı nasıl oluşmuştur? Yaşıtlarının diri diri gömüldüğü bir beldede Hz. Fatıma ve diğer kız kardeşleri nasıl babalarının birer goncası olabilmiştir? Daha zengin akrabaları varken vasat denebilecek bir hayat tarzını seçip Efendimizin (s.a.v.) dizinin dibinden ayrılmayan Hz. Ali hangi sebepten ötürü bu aileyi tercih etmiştir? Bütün bunlar düşündürücü birer noktadır. Çünkü sevgi ve saygıya dayalı böyle bir aile yapısı İslâm’dan yaklaşık on beş yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Vahyin gelmediği, dünya-ahiret ceza ve mükâfatların henüz oluşmadığı bir ortamda, Efendimizin (s.a.v.) Peygamberliğinin olmadığı bir anda nasıl böyle bir yuva kurulmuştur? Bugün İslâmî bilgiler olmasına rağmen vahiy öncesinde temeli atılmış bu ailenin hala özlemi çekilmektedir. Ya vahiy sonrası kemale ermiş bir ailenin durumunu gelin siz düşünün...

Efendimiz (s.a.v.) yuvasında nasıl bir eşti? Bunun hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse; Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) genellikle sabah ve ikindi namazlarından sonra mutlaka eşlerini ziyaret eder, hâl ve hatırlarını sorar, dertlerini, şikâyetlerini dinler, gönüllerini alıcı ifadelerde bulunur ve onların arasında adaleti daima gözetirdi. (İbn Mace, Nikah, 50; A. b. Hanbel, VI, 129,182, 261, 280; bk. Ebu Davud, Cihad, 61; A. b. Hanbel, VI, 264; İbn Kesîr, Tefsir, l, 369) Kısaca, onlara değer verdiğini hissettirirdi. Zaman zaman bu ziyaretlerinde eşlerine ev işlerinde bizzat kendi elleriyle yardımcı olurdu. “Eşinin ellerini avuçlarına alarak yüzüne bakmasını ve o esnada birbiriyle bakışmalarını Allah’ın kendilerine rahmet nazarıyla bakmasına bir vesile” olarak gören ve bu davranışları sonucunda karı-kocanın “parmaklarının arasından günahlarının dökülerek” affedileceğine dair müjde veren Rasûlulullah (s.a.v.) eşler arasındaki muhabbetin fiziksel temasla da hissettirilmesini istemekteydi. Çünkü biliyoruz ki, eller ve parmaklar, sevginin aktarılmasında önemli bir rol oynarlar. Netice olarak diyebiliriz ki; eşlerin, ellerinden tutarak birbirlerine sevgiyle bakmaları bile bir sünnet-i seniyye olarak onlara sevap kazandıran bir davranış hükmüne dönüşür.

Eşlerine karşı büyük bir sevgi ve yakınlık gösteren Rasûlullah Efendimiz, onların hoşuna gidecek tarzda kendilerine hitap ederdi. Hz. Âişe validemize Ayşe, Uveyş (Ayşecik), Aiş ve Hümeyra gibi hitaplarda bulunduğu bilinmektedir. (DİA)

Yine Rasûlullah (s.a.v.)’e en çok kimi sevdiği sorulduğunda eşini sevdiğini söyleyerek cevap vermesi ve bunu söylemekten çekinmemesinde çok büyük mesajlar vardır. Çünkü kişinin eşine, onu sevdiğini söylemesi ve sevgisini göstermesi, ailenin devamı ve aradaki sevgi bağlarının kökleşmesinde önemlidir.

Allah Rasûlü (s.a.v.) hanımları ile oturur, sohbet eder, hatta bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı. Efendimiz (s.a.v.) vahiyle desteklendiğinden dolayı onların fikir ve düşüncelerine ihtiyacı yoktu belki. Ancak o, hanımlarıyla istişare ederek ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu. Kaynaklarda bu konuyla ilgili bol miktarda bilgi bulunmaktadır. Ayrıca Efendimiz (s.a.v.) zaman zaman hanımlarının itirazlarına ve taleplerine de maruz kalmıştır. Şayet hep emredici olsaydı, hanımlarına bir şey danışmasaydı ve sormasaydı herhangi bir itirazla karşılaşmazdı. İlk vahiy aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı ile istişare etmiştir. Hz. Hatice de hem kendisini teselli etmiş hem de onu meseleye kesin çözüm bulacak ve doğru teşhis koyacak bir kişiye, Varaka b. Nevfel’e götürmüştür.

Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) Hudeybiye seferinde barış antlaşmasından sonra sahabelere kurbanlarını kesmelerini ve tıraş olmalarını emreder. Sahabeler görünüşte antlaşmanın şartlarını Müslümanların aleyhine buldukları için isteksiz davranırlar; hiçbiri kalkıp da bu emri yerine getirmez, o emir verdikçe yüzüne bakarlar. Bu duruma üzülen Efendimiz (s.a.v.) hanımı Ümmü Seleme’nin çadırına girerek durumu ona anlatır. Ümmü Seleme şunları söyler: ’Yâ Rasûlallah! Sen çıkıp kurbanını kes, başını tıraş et. Onların hepsi sana uyacaktır.’ Efendimiz (s.a.v.), Ümmü Seleme’nin tavsiyesini yerine getirir. Sahabe de duyguları ile hareket etmeyi bırakır ve ona uyar.

O, hanımlara karşı çok yumuşak ve müsamahalı davranırdı. Bir gün Efendimizin (s.a.v.) yanında Kureyş kadınları vardı ve ona bir şeyler soruyorlardı. Hz. Ömer, Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna girmek için izin istedi.

Efendimiz (s.a.v.), ona izin verince kadınlar perdenin arkasına gizlendiler. Buradan ötesini Hz. Ömer şöyle anlatıyor: “Allah Rasûlü’nün yanına girdim. Baktım Rasûlullah (s.a.v.) durmadan tebessüm ediyor. ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Allah seni ebediyen güldürsün’ dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi: “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı.

Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı. Allah Rasûlü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve: ’Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; Allah Rasûl’ünden korkmuyor ve onun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?’ dedim. Bana şu cevabı verdiler: “Sen katı ve şiddetlisin.” (Buhari, Edep, 68)

Herhangi bir sefere çıkıldığında kafilede kadınlar varsa Efendimiz (s.a.v.), onların rahat etmesi için her türlü tedbiri alırdı. Bir sefer esnasında Enceşe adında Habeşistanlı güzel sesli bir köle, vezinli ve kafiyeli şiirleri makamla söylüyordu. Böylece develer daha hızlı yürüyordu. Develerin hızlı bir şekilde yürümesi üzerine kadınların rahatsız olduğunu fark eden Efendimiz (s.a.v.), Enceşe’yi; ’Ey Enceşe, cam şişelerin hayvanlarını yavaş sür!’ diye ikaz etti. Kadınlar zayıf ve nazik oldukları için Peygamberimiz (s.a.v.) onları cama benzetmişti. Onların incinmesine, acı duymalarına gönlü razı olmuyordu.

Efendimiz (s.a.v.), Tebük ya da Hayber gazvesinden dönmüştü. Hz. Aişe’nin eşyalarını koyduğu rafların üzerinde örtü vardı. Rüzgâr esti ve Hz. Aişe’nin oyuncaklarının üzerinde bulunan örtüyü bir kenarından açtı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): “Ey Aişe bunlar nedir?” diye sordu. Aişe annemiz: “Kızlarım” diye cevap verdi. Hz. Peygamber oyuncakların arasında iki kanatlı at gördü ve: “Oyuncakların arasında gördüğüm bu nedir?” diye sordu. Hz. Aişe: “At” diye cevap verdi. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Üzerindekiler nedir?” deyince. Hz. Aişe: “Kanatlarıdır” diye cevap verdi. Efendimiz (s.a.v.): “Atın kanatları olur mu?” dediğinde Hz. Aişe: “Hz. Süleyman’ın atlarının kanatlarının olduğunu işitmedin mi?” şeklinde cevap verdi. Aişe annemiz der ki: “Rasûlullah (s.a.v.) bunu işitince güldü. Hatta onun azı dişlerini gördüm.” (Ebu Davud, Edep, 62)

Görüldüğü gibi, Efendimiz (s.a.v.), aile içinde latife yapmayı severdi. Hey şeyden önce yüzü gülerdi. Onun sadece hiddetlendiği husus, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gördüğü saygısızlıktı. O böyle bir durumda, Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi ve haram kıldığı bir şeyden vazgeçilmesi için bütün gayretini sarf ederdi. Rasûlullah (s.a.v.), ev halkına karşı taşıdığı ağır mesuliyetleri hissederek sık sık endişelenirdi. Daima onları, bu dünyadakilere kıyasla öteki dünyanın mükâfat ve güzelliklerine teşvik ederdi. Gece teheccüt namazına kalktığında, hanımlarının da bu ulvi ve faziletli amele katılmalarını isterdi. Sevgi ve yumuşaklıkla bu tür ibadetlere teşvik ederdi. (Kurtubi, Ahkamu-l Kur’an, 1995, c. VI, 174; Tirmizi, Tefsir, 34)

Sonuç olarak, dünya hayatını ömür boyu birlikte yaşamaya karar veren eşler birbirinin değerini bilmeli, karşılıklı anlayış ve fedakârlık içinde İslam’ın belirlediği ilkelere uyarak Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmalıdır. Ne kadının ne de erkeğin hayatı çekilmez hale getirmeye hakkı yoktur.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • vildan

    Ben bayanım. Ve eşime nasıl seslenmeliyim diye düşünüyorum. Eşlerinin peygamberimize nasil hitap ettiklerini merak ediyorum .

  • Büsra

    Selamun Aleykum, bizimle paylasmis oldugunuz konu gercekte cok güzel. Rasulallahi yanliz Peygamber olarak degil bir insan olarak tanimak insana baska bir zevk veriyor. Allah razi olsun. InsAllah bunlari okuyup örnek alacagiz... Selam ve dua ile

  • aysegül

    s.a cenabi hak sizden raziolsun allah sizi basimisdan eksik etmesin allah razi olsun

  • RUKIYE TASDEMIR

    s.a cenab-i hakk yapmis oldugunuz hizmetlerden sonsuz razi olsun.Ozellikle bu ayki yaziniz ve konusu cok guzel olmus butun kardeslerimede okumalarini onemle rica ediyorum.Selam ve dua ile...

4 kişi yorum yazdı.