Özlenen Rehber Dergisi

140.Sayı

Hz. Hatice (r.anha) - 3.bölüm

Murat GELEGEN Özlenen Rehber Dergisi 140. Sayı

’Teçhiz eyledi âlemi zuhur edeceksin diye ’sen’ ve dahî hasretinle bekletti Hatîce’yi ,
Nakşeyledi gönüllere ki; Ahmed’sin, Mahmud’sun, tebşir edilmiş Muhammed’sin Ya Nebî!…’


…Tarihler miladî 556 (hicretten yaklaşık 65 yıl, Fil vakasından da 13-14 yıl öncesini) gösteriyordu. Türlü sıkıntılar ve tedirginlikler arasında dünyaya gelen Hz. Hatice, artık ailenin neşe kaynağıydı. Beklenenlerin aksine Huveylid’i de iyice ısındırmıştı kendisine. Zaten doğuştan itibaren insanları kendisine çeken bir tatlılığı vardı. Cahiliye’nin katı kalplilerinin bile, gördükleri anda ister istemez kanları kaynıyordu Hz. Hatice’ye. Bu şekilde günler akıp gitmeye başladı. Annesi Fatıma O’nu Mekke’nin insanlarının çığırından çıkaran havasından bile saklamış, tabiri caizse evinde yeni bir dünya inşa etmişti. Hz. Hatice burada halktan uzak, annesi, babası ve Varaka ile birlikte büyüyordu. Varaka tam bir öğretmendi. Hz. Hatice’yi hiç yalnız bırakmazdı. Hz. Hatice daha çocukluğunda tevhid inancı üzerine büyüyordu. Tertemiz bir hanımefendi olarak yetişiyordu. Daha küçükten üstün iffet ve hayâ sahibiydi. Öyle ya! Yaradan en üstün olan Habîbi’ne en temiz olanı seçmiş ve bu ahlâkla yaratmıştı. Bu iffet ve hayâsından dolayı Mekke’de hem de daha Cahiliyye devrinde ’Tâhira/Temiz kadın, Seyyidet el-Kureyş/Kureyş hanımlarının efendisi, Ceyyide/güzel kadın’ diye isimlendirilecekti. Bütün bu meziyetler O’nu ileride Kâinatın Efendisi’ne ’eş’ yapacak ve ’Kûbrâ/en yüce kadın’ diye övülecekti…
Zaman akıp gitti. Seneler bir bir geçti. Hz. Hatice artık büyümüştü ve çocukluk yıllarının en güzel günlerini geçiyordu. Huveylid bir gün sahrada arkadaşıyla birlikte ava çıktı. Av epey uzun sürmüş ve Mekke’den de bir hayli uzaklaşmışlardı. Yoruldular ve civarda dinlenebilecekleri bir yer var mı diye bakarken uzakta bir köy gördüler. Yaklaştıklarında yeşillik ve sulak bir yerde kurulan, havası temiz suyu bol bir köy buldular. Köye girince kendilerini birkaç kişi karşıladı. Kabile reisinin yanına geldiler. Ve orada misafir oldular. Huveylid burayı çok beğenmişti. İnsanları cana yakındı. Kabilenin büyüğüne kimlerden olduğunu sordu. ’Benî Saad – Saad oğulları kabilesi’ olarak kendilerini tanıtınca Huveylid küçük bir kızının olduğunu ve Mekke’nin bunaltıcı sıkıcı havasında kızını yetiştirmek istemediğini söyledi. Kabul ederlerse bir süreliğine bu kabileye bırakmak istiyordu. Bu o zamanlarda adetti. İnsanlar çocuklarını Mekke’deki hava ve şartlardan dolayı civar köylere geçici olarak emanet ederlerdi. Köyün reisi de seve seve kabul edeceğini bildirdi. Hem Huveylid’e hem eşi Fatıma’ya zor gelse de Hz. Hatice’yi daha iyi şartlarda büyümesi için Benî Saad yurduna getirdiler. Buraya geldiğinde 6 yaşlarında idi. Hayatının çok güzel ve de ailesine özlem yıllarını geçirdi burada Hz. Hatice. Ama zaman hızla akıp gitti. Hz. Hatice artık evine dönmüş iffet ve hayâsı artık insanlar tarafından takdir edilen bir genç kız olmuştu. Gençliğinin ilk yılları olmasına rağmen tanıyan herkes O’na hayrandı. Aynı zamanda Varaka ile de sürekli vakit geçirirler ve O’ndan bulunmaz bilgiler alırdı. Annesinin rüyaları Hz. Hatice’ye sirayet etmişti. Garip ve etkileyici rüya hallerini artık Hz. Hatice yaşar olmuştu. Her halini Varaka ile paylaşır ve her zaman O’na danışarak hareket ederdi. Bu şekilde zamanı geçerken Mekke’de Ficar savaşları patlak verdi. Haram aylarda yapılan savaşların ismi olan Ficar savaşına kabilesi Benî Esed kabilesinin reisi olarak giren Huveylid bu savaş sırasında hayatını kaybetti. Annesi ve kendisini amcası Amr b. Esed himayesine aldı. Fakat az bir zaman sonra da annesini de kaybetti. Anne ve Babasını çok sevdiği için uzun zamanlar tesirinden çıkamadı Hz. Hatice. Çok üzüldü belki ama bu bir başlangıçtı. Hayatının en zor günleri bekliyordu şimdi kendisini...
Hz. Hatice’nin isteyenleri bir hayli fazlaydı. Kaynaklar Varaka b. Nevfel ile de nişan durumlarının olduğu fakat sonradan vazgeçildiğinden bahseder. Rivayetlere göre Varaka: ’Hatice bu âlemdeki en muhterem insana zevce olacak.’ diyerek kabilesinin bu isteğini geri çevirmiştir. Fakat az bir zaman sonra Hz. Hatice kendi çocukluk arkadaşı da olan Ebû Hâle Hind b. en-Nebbâş b. Zürâre ile evlendiler. Mutlu bir evlilikleri vardı. Hz. Hatice’yi hiç üzmezdi Ebû Hâle. Bu evliliklerinden Hâle ve Hind isminde iki erkek çocukları oldu. Fakat ilahi sır tecelli etti ve Ebû Hâle çıktığı bir seferden bir daha dönmedi. Kimse ne olduğunu ve nasıl olduğunu hiç öğrenemedi. Tek bilinen vardı ki ölmüştü. Hz. Hatice çok üzüldü. Günlerce ağladı. Gelir diye bekledi ama belli bir süre sonra öldüğünü kabullendi ve çocuklarının da etkisiyle tekrar hayatı normale dönmüştü.
Bir zaman geçmişti ki Hz. Hatice’yi yine ısrarla istemeler başlamıştı. Varlıklı olan herkes Hz. Hatice ile evlenmek istiyordu. Ebû cehil de istedi fakat gerçekleşmedi. Sonunda Atîk b. ’Âiz ile ikinci evliliğini yaptı. O da Ebû Hâle gibi Mekke’nin soylularındandı. Hind isminde bir kızları oldu. Fakat yine çok geçmedi ki Atîk de öldü. Yine hüzünlü günler aldı Hz. Hatice’yi. Fakat ticaret ve ev işlerinin yoğunluğundan çabuk atlattı bu durumunu. Üzüntüsü hafifleyince de kimseyle evlenmemeye karar verdi. Hayatını Rabbi’ne, çocuklarına ve ticarete verip öyle yaşayacaktı. Çünkü bu acılara dayanacak gücü de yoktu artık. Ticarette çok başarılı oldu. Mekke’de kimsede olmayan bir zenginliğe erişti. Çok da cömertti. Güzel giyinir insanları kendisine hayran bırakır ama kimseyi de mahzun etmezdi. Hayatı iyi gidiyordu o sıralar ama rüyaları her geçen gün artıyordu. Hatta bir defasında bir rüyasını Varaka’ya anlatmış O da zamanın en kıymetli insanıyla evleneceğini haber vermişti Hz. Hatice’ye. Dıştan -yaşadıklarının da etkisiyle- fazla kendini kaptırmıyordu Hz. Hatice bunlara ama içten içe de iyice bekler olmuştu artık müstakbel eşini. Çünkü Varaka’nın dediğine göre evleneceği kişi ahir zaman peygamberinin ta kendisi olacaktı. Kaynaklardaki bazı rivayetlere göre bir defasında evliliklerinden bir-iki yıl kadar önce Efendimiz (a.s) ile Kâbe’nin yanında tavafuken karşılaşmışlardı. Hz. Hatice birden bayılacak gibi oldu. Fakat bu duruma bir anlam veremediği için de kendi içinde geçiştirip unuttu. Yine kaynaklarda, Hz. Hatice’nin bir defasında Efendimiz (a.s) ile başka bir kişiyi Tihâme yakınlarındaki Hubâşe pazarına gönderdiğini nakledilmekte, elbise ve diğer bazı eşya ticareti yaptıktan sonra Mekke’ye döndükleri bahsedilmektedir. Ayrıca Efendimiz (a.s), Hz. Hatice hesabına Cüreş pazarına iki kere ticari sefer yapmış ve her sefer için, kendisine ücret olarak iki erkek genç deve verilmiştir.
O sıralar ’el-emin’ lakabıyla çağrılan Âlemlerin Efendisi de göreni kendisine hayran bırakıyordu. İleride Âleme Sultan olacak bu genç herkesin olduğu gibi Hz. Hatice’nin de dikkatini artık iyiden iyiye çekmişti. Fakat ilk zamanlarda sadece ticari işler için muhatap olurlardı. Hz. Hatice’nin içinde, bu gençteki müşahede ettiği harikulade haller büyük bir saygı uyandırmıştı. Kölesi Meysere ile birlikte Suriye’ye ticari sefere gönderdiğinde ise kölesinin tek görevi olarak bu genci izlemesini emretmişti. Çok zekiydi Hz. Hatice. Bazı sırlara vakıf olmanın eşiğindeydi. Kaderine doğru koşarcasına gidiyordu. Sefer dönüşü Meysere’nin de anlattıklarından sonra hemen Varaka’ya koştu ve olanları anlattı. Varaka’nın gözleri dolmuştu. Hz. Hatice’ye yıllar önce kendisiyle nişanlamak istediklerinde söylediği sözü hatırlattı. En yüce insanla evlenecekti... O kişi Mekke’nin tertemiz ve hayâlı genci Muhammed el-Emin’di. Varaka’nın gözyaşları dinmek bilmiyordu. Hatice ister istemez sevinmesi gerekirken ağlama sebebini sorunca: ’Ben ömrümü O’nu beklemekle geçirdim. Görür müyüm diye bekledim. Ama nereden bilirdim ki komşum ve dostum Ebû Tâlib’in yetimi olan bu genç Âlemlerin Sultanıymış…’ bu sözlere Hz. Hatice’de ağladı. Yine rivayetlerde yaşlı Varaka o günden sonra gözleri âmâ olana kadar hep bir köşe de Âlemlerin Efendisini izlemiştir... Hakiki Aşk’ın insanı getirdiği son nokta…
Hz. Hatice, bu yaşananlardan sonra rivayetlere göre Efendimiz (a.s)’e şu mesajı gönderdi: "Ey amcamoğlu! Akrabalığın, kavmin içindeki asaletin, güzel ahlâkın, güvenilirliğin ve doğruluğun için sana rağbetim vardır." diyerek onunla evlenmek istediğini Efendimiz (a.s)’e açtı. Efendimiz (a.s) bu durumu amcalarına haber verdi. Bu duruma çok sevindiler. Bir tarih belirleyerek Hz. Hatice’yi istemeye gittiler. Ebû Tâlib ve Hz. Hamza, Hz. Hatice’nin amcası Amr b. Esed’den isteyeceklerdi. İsteme ve kabul işlemleri olduktan sonra bu mübarek evlilik gerçekleşti. Hz. Hatice artık mutluydu. Kendisini ait olduğu yerde hissediyor ve artık rahatladığını biliyordu. Efendimiz (a.s)’e o kadar saygılıydı ki hiç kırmazdı. O kadar geniş gönüllü ulvî bir kadındı ki Efendimiz (a.s) onun yanında hiç üzülmediler. Efendimiz (a.s)’i hep mutlu etmesini bilir ve pervaneler gibi etrafında dönerdi. Hatta bir defasında Efendimiz (a.s)’in sütannesi Halime, Efendimiz (a.s)’i görmek için Mekke’ye gelmişti. Efendimiz (a.s) Halime’yi gördükçe: ’Benim annem!’ der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir, omuz şalını yere serip onu oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirir, onu annesi gibi severdi. Hz. Hatice ve Efendimiz (a.s), Halime’yi konuk edip güzelce ağırladılar. Halime; yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert yandı. Efendimiz (a.s) bu duruma çok üzüldü. Bunu anlayan Hz. Hatice ona kırk koyun ile binmek ve yüklerini taşımak üzere bir de deve verdi. Hz. Hatice’nin bu cömertliği Efendimiz (a.s)’i çok duygulandırmış, gözlerini yaşartmıştı. Annesini küçük yaşta kaybeden Efendimiz (a.s)’in bu eski yarasını şimdi ince, latif bir el derin bir şefkatle sarıyordu…

Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.