Özlenen Rehber Dergisi

159.Sayı

Usûl-i Fıkıh İlmi

Ahmet Taşdoğan Özlenen Rehber Dergisi 159. Sayı
Usûl-i fıkıh ilmi, İslam hukuk metodolojisidir. İslâmî ilimleri anlamak ve künhüne vakıf olabilmek için ilim taliplerinin mutlaka tahsil etmesi gereken bir ilimdir. Bu ilme yalnız ilim talebelerinin ve ulemanın değil, zamanımız hukuk erbabının da ihtiyacı vardır.
Usûl-i fıkıh, şer’î hükümlerin, tafsilî delillerden çıkarılmasını mümkün kılan kaideleri ve icmalî delilleri öğreten ilimdir. Yani fıkhî hükümlerin çıkarılmasında kullanılan istinbat (hüküm çıkarma metotları) nasıldır, icmalî delillerden hüküm nasıl çıkarılır veya çıkarılmış, bunu sağlayan ilimdir. Kısacası Usûl-i fıkıh, İslam Hukuk Usulü ve metodudur.

Usûl-i Fıkıh İlminin Konusu
Usûl-i fıkıh, ’Edille-i erbea’ dediğimiz dört delil olan Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas’ı inceler. Bunun yanı sıra müctehid ve içtihadın şartları vs. konuları da derinlemesine irdeler.

Usûl-i Fıkıh İlminin Faydalandığı Diğer İlimler
Aslında usulcüler, fıkıh usulü ilminin, gerektiğinde her ilimden yararlandığını söylemektedirler. Ancak usûl-i fıkıh ilmi, Kur’an ve Sünnet’ten sonra çoğunlukla şu üç ilimden diğerlerine nazaran daha çok istifade eder ve onlarla daha da bir iç içeliği söz konusudur.
1- Arap dili grameri ve edebiyatı
2- Kelam ilmi
3- Mantık ilmi

Usûl-i Fıkıh İlminin Gayesi:
Bu ilmin gayesi; şer’î hükümlerin, şer’î delillerden nasıl ve ne şekilde çıkarılacağını öğretmektir. Şer’î hükümlerin hakikatine vakıf olmak ancak bu ilmi bilmek sayesinde olabilir.

Usûl-i Fıkıh İlminin Faydaları
1- Bu ilmi bilen Kur’an ve Sünnet’in muradını anlar.
2- Müctehid imamların ortaya koymuş olduğu hükümlerdeki ictihad ve istinbat yollarını bilir.
3- Furu’ fıkıh kitaplarındaki delilleri ve kaynaklarına ancak bu ilmi bilmekle inilebilir.
4- İslam dininin maksat ve gayesi kamil manada bu ilmin bilinmesi ile tahakkuk eder.
5- Usûl-i fıkıh ilmini iyi bilenlerin muhakeme kudretleri gelişir.

Fıkıh Usulü’nün Tarihçesi

a- Hz. Peygamber (s.a.v.) Zamanında Usûl-i Fıkıh
Hz. Peygamber (s.a.v.) devrinde fıkhın kaynakları; Kur’an, Sünnet ve ictihad idi. Nebi (s.a.v.) teşrî’ usullerini sahabilerine tatbikatıyla öğretiyordu. Bundan dolayı usulün, fıkıhtan doğduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde usul kaideleri yazılı olmamakla birlikte şifahen biliniyor ve tatbik ediliyordu. Nitekim Nebi (s.a.v.), Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken ona ne ile hükmedeceğini sordu. O, önce Kitab (Kur’an) ile sonra Sünnet ile ve daha sonra re’yi ile ictihad edeceğini söyledi ve Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu cevaptan büyük bir memnuniyet duydu.1
’Zarara maruz kalmak da zarara zararla mukabele etmek de yoktur.’,2 ’Delil getirmek iddia edene, yemin etmek inkar eden üzerinedir.’3 gibi fıkhın külli kaideleri de Hz. Peygamber tarafından o zaman konulmuştur. Yani hadis olarak söylenmiş, daha sonra fukaha tarafından çok kapsamlı bir kaide olarak görülmüş ve kavâid-i fıkhıyyenin ana kaideleri arasına alınmıştır.
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında, teşri bir takım usuller çerçevesinde yapılıyordu. Şer’î hükümlerin delilleri vahiy kaynaklı Kur’an ve Sünnet idi. İctihad, bu dönemde Sünnet kapsamında mütalaa ediliyordu.

b- Sahabe Zamanında Usûl-i Fıkıh
Sahabe-i Kiram, ayet ve hadislerin delalet ve işaretini, hakikat ve mecazını, umum ve hususunu melekeleri ve lisanî kabiliyetleriyle bilirlerdi. Yine de Sahabe döneminde hüküm çıkarılırken bir takım kaideler vardı ve müşkül durumlar karşısında bu kaidelere tabi olarak hüküm çıkarırlardı. Hz. Ali (r.a.) içki içenin cezasını tesbit ederken şöyle bir kıyas kullanmıştır: ’İnsan içki içtiği zaman hezeyanda bulunur, hezeyanda bulununca iftira eder, dolayısıyla kazif cezası, yani seksen değnek vurulması gerekir.’4 Hz. Ali (r.a.) bu davranışıyla sedd-i zerâyi’ metodunu kullanmış oluyordu.
Sahabe devrinde fıkhın kaynakları; Kitab, Sünnet, İcma ve ictihad idi. Hz. Ebû Bekir , Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali başta olmak üzere Sahabe hüküm verirken bu dört kaynaktan istifade ediyorlardı. Onlara bir mesele arz edilince ilk önce Kitab’a bakıp ona göre hüküm verirlerdi. Eğer Kur’an’da yok ise Sünnet’e bakarlardı. Onda da hükmü bulunmayan meseleler için diğer Sahabîlere danışılırdı. İcabında Sahabe toplanır, istişare eder ve toplantı neticesinde o mesele hakkında vuku bulan icma ile hükmedilirdi. Hz. Peygamber zamanında tek müfti kendisi olması hasebiyle icma mekanizması henüz ortaya çıkmamıştı. İslam’ın üçüncü delili İcma ilk defa Sahabe döneminde ortaya çıkmış ve uygulanmıştır.
Nitekim Hz. Ömer, Kufe kadısı Şüreyh’e gönderdiği mektupta Kur’an, Sünnet, icma ve içtihadın mahkemede hükümlere mesnet olmasını istiyordu.5 Basra valisi ve kadısı Ebû Mûsâ el-Eş’ari’ye gönderdiği mektupta ’kıyas et’ ifadesi ile kıyas deliline işaret vardır.6
Sahabe döneminde Şer’i hükümlerin delilleri Kur’an, Sünnet, icma ve kıyas idi. Bu dönemde fıkıh usulüne ait terimler yavaş yavaş oluşmaya başlamıştı.

c- Tâbiûn Döneminde Usûl-i Fıkıh
Tâbiûn, Sahabe’nin rahle-i tedrisinden geçtiği ve ehl-i lisan oldukları için Kur’an ve hadislerdeki incelikleri Sahabe gibi anlayabiliyorlardı. Aynı zamanda hadislerin Sahabe’den sonra ilk muhatapları olmalarından ötürü sahih olan ve olmayan hadisleri rahatlıkla bilebiliyorlardı. Onlar da hükümlerin ortaya konması hususunda üstatları bulunan güzide Sahabe’nin metoduna tabi olurlardı. Yani, bir hadise vukuunda evvela Kitab’a, sonra Sünnet’e ve en son rey ve içtihada müracaat ederlerdi.
Tâbiûn devrinde ehl-i rey ve ehl-i hadis mektepleri ortaya çıkmış, her mektep kendilerine has bir takım teşri prensipleri benimsemiştir. Ehl-i hadis, Kur’an ve Sünnet’i delil alma sadedinde bunlara sımsıkı sarılırken, ehl-i rey ise bulundukları muhit gereği Kur’an ve Sünnet’ten sonra kıyas ve istihsan metotlarından da faydalanmışlardır.
Bu dönemde fıkhın kaynakları: Kur’an, Sünnet, icma ve ictihad idi ve teşri usulleri hala şifahi halde bulunuyordu ve tedvin edilmemişti.

d- Müctehid İmamlar Zamanında Usûl-i Fıkıh
Bu dönemde fıkıh ilmi müstakil bir ilim halini almaya başlamış ve bu ilimle iştigal edenlere ’fakih’ ismi verilmiştir. Malum olduğu üzere müctehid imamlar devrinin başında fıkıh denince hem itikad, hem ahlak, hem de ameli konular fıkhın kapsamı dahilinde idi. Onun içindir ki, İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri, itikadî hükümlere dair telif etmiş olduğu meşhur risalesini ’Fıkh-ı Ekber’ diye adlandırmıştır.
Bu dönemdeki fukahanın bir çoğu mutlak ve müstakil müctehidler idiler. Hiç biri diğerinin mukallidi değildi. İnsanlar istediği alimden ve müctehidden istifade edebiliyordu. Kişiler zamanımızda olduğu gibi muayyen bir mezhebe bağlı değildi. Mezhepler henüz oluşum sürecinde idi.
Farz, vacip, mekruh, mubah, müstehap vs. terimler bu dönemde ortaya çıktı. Her mezhep kendi usulüne göre hüküm çıkarma yollarına gitti. Hanefîler istihsan delilini kullanıyorken, Şâfiîler istihsan delilini tenkit ediyorlardı. Bu dönemde ortaya çıkan ve önceleri uygulanan kaideler, artık kayıt altına alınmaya ve kitaplaştırılmaya başlandı.
İbn Halligan’a göre Usûl-i fıkıh ilmine ait ilk kitabı yazan İmam-ı A’zam’ın öğrencisi İmam Ebû Yusuf’tur. Fakat onun kitabı zamanımıza ulaşmamıştır. İmam Şâfiî’nin (r.a.) ’er-Risale’ adlı eseri, zamanımıza kadar gelmiş ilk Usûl-i fıkıh kitabıdır. Müellif bu kitabında icmal, beyan, emir, nehiy hass, nasih, mensuh, sünnet, icma, kıyas, istihsan gibi meseleleri ele almıştır. İmam Şâfiî’den sonra, teşri usul ve kaidelerini ele alan yüzlerce kitap yazıldı.

Usûl-i Fıkıh Meslekleri ve Önemli Usul Eserleri
Usûl-i fıkıh ilminin tedvininde üç meslek tatbik edilmiştir.
1- Fukaha mesleği (Hanefîler tarafından tercih edilmiştir)
2- Mütekellimîn mesleği (Şâfiîler tarafından tercih edilmiştir)
3- Memzuc meslek (fukaha ve Mütekellimîn metodunun birleştirilmesi ile oluşturulmuş karma usul)
Şimdi bu meslekleri kısaca açıklamaya çalışacağız:

1- Fukaha Mesleği ve Özellikleri
Fukaha usulünü Hanefîler uygulamıştır. Bu sebeple bu usule ’Hanefî mesleği’ denmiştir. Bu usulü tatbik eden fakihler, usul kaidelerini fıkhın tatbikatından çıkarmışlardır. Bu usulle eser yazanlar, konuları izah ederken füru’ fıkıhtan çokça misaller vermişlerdir. Hanefî usulü, Şâfiî usulünden daha güç olmakla birlikte İslam hukukunun anlaşılmasına daha elverişlidir. Fukaha metodunda cüzden külle yani tümevarım esasına itibar edilmektedir. Ez cümle: bu metotla olaylardan hareketle genel usul kaidelerine varılır.
Fukaha mesleğine göre yazılmış meşhur eserler:
İmam Cessâs’ın ’el-Fusûl Fi’l-Usûl’ü, Debûsî’nin ’Takvîmu’l-Edille’si, ayrıca Pezdevî ve Serahsî’nin usul kitapları en meşhur kitaplardır. Pezdevî ve Serahsî’den sonra gelen Nesefî ise her iki üstadın kitabını birleştirip Menar kitabının metnini oluşturmuştur. Bu kitaplar asırlar boyunca medreselerde okutulmuş ve günümüzde de okutulmaktadır.

2- Mütekellimîn Mesleği ve Özellikleri
Bu usulü Şâfiî ve Mutezile mezheplerine mensup kelam alimleri uygulamıştır. Bundan dolayı bu usule ’Mütekellimîn mesleği’ denmiştir. Ayrıca Mâlikî, Hanbelî ulema da bu meslek üzere yazmışlardır. Mütekellimîn mesleği cumhurun mesleğidir. Bu mesleği tercih eden alimler tümdengelim metodunu yani cüzden külle ulaşma yönünü öne çıkarmış ve akli istidlallere meylederek usulleri izah yolunu takip etmişlerdir.
Mütekellimîn mesleğine göre yazılmış meşhur eserler:
- Kâdî Abdulcebbâr’ın ’el-Umde’ adlı eseri. Bu eserin şerhi ’el-Mutemed’, Ebu’l-Huseyn el-Basrî tarafından yapılmıştır.
- İmâmu’l-Harameyn el-Cüveynî’nin ’el-Burhan’ adlı eseri ve talebesi İmam Gazzâlî’nin ’el-Mustasfâ’ adlı eseri en meşhur Mütekellimîn mesleği kitaplarıdır.
Bunların yanı sıra Fahruddîn er-Râzî’nin ’el-Mahsûl’ü ve Âmidî’nin ’el-İhkâm’ı önemli eserler arasında yer almaktadır.

3- Memzuc Meslek ve Özellikleri
Fukaha ve Mütekellimîn mesleğini tercih eden alimlerden sonra yeni bir akım Usûl-i fıkıh dünyasında baş göstermiştir. O da; her iki mesleğin birleştirilmesinden meydana gelen memzuc meslektir. Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî usulcüler tarafından bu meslek üzere bir çok eser kaleme alınmıştır.
Memzuc mesleğe göre yazılmış eserler:
Bu alanda yazılmış ilk eser İbnü’s-Sââtî el-Bağdâdî’nin ’Bedîu’n-Nizâm’ adlı eseridir. Müellif eserini, fukaha mesleğinden İmam Pezdevî’nin usulü ve mütekellimîn mesleğinden Âmidî’nin ’el-İhkâm’ından yararlanarak, her ikisinin metodunu birleştirerek meydana getirmiştir.
- Sadru’ş-Şerîa ’Tenkîhu’l-Usûl’ adlı eserinde Hanefî-Şâfiî usullerini birleştirmiş, daha sonra ’Tavdîh’ adıyla güzel bir şerh yazmıştır. Taftazânî, ’Telvîh’ adlı haşiyesinde ’Tavdîh’in büyük bir bölümünü şerh etmiştir. Ancak Taftazânî hem Şâfiî, hem de Eş’ârî olduğundan dolayı yer yer Hanefî-Maturîdî ulema tarafından eleştirilmiştir. Bu eser Taftazânî’nin haşiyesiyle birlikte asırlar boyunca medreselerde okutulmuş ve hala da okutulmaktadır.
- Osmanlı usulcülerinden Molla Fenârî, ’Fusûlu’l-Bedâyi’ adlı eserini otuz yılda telif etmiştir.
- Fatih’in hocası Molla Hüsrev özellikle Osmanlı medreselerinde yazıldığı günden beri okutulan ’Mir’ât’ adlı meşhur eserini telif etmiştir.
- İbn Kemal, ’Tağyîru’t-Tenkîh’ adlı eserini yukarıda bahsi geçen ’Tenkîhu’l-Usûl’ kitabını tenkit amacıyla yazmıştır.
- Yine Hâdimî’nin ’Mecâmiu’l-Hakâik’ eseri, usul ilminde yazılmış başat eserler arasında gelmektedir.
- Memzuc usulle yazılmış kitaplar arasında Kemal İbnu’l-Hümâm’ın ’Tahrîr’i, zikredilmesi gereken önemli bir eserdir. Kendisi aslen Sivas’lı olan İbnu’l-Hümâm Mısır’da doğmuş ve yetişmiş bir Türk fıkıh ve usul alimidir. Eser, müellifin öğrencisi olan İbn Emîr el-Hâc, tarafından ’et-Tahrîr ve’t-Tahbîr’ adlı çalışmasıyla şerh edilmiştir.
Bu kitaplar memzuc usul sahasında yazılan en meşhur turas eserler arasında yer almaktadır. Memzuc usul yazılmaya başlandıktan sonra diğer usuller ulema tarafından terkedilmiş ve müellifler her iki metodu birden içine aldığından ve daha faydalı olduğuna inandıklarından dolayı sadece memzuc mesleğe göre yazmaya başlamışlardır.
Memzuc mesleğe göre yazılmış son asrın kıymetli Usûl-i fıkıh çalışmaları arasında; Abdulvehhâb Hallâf, M. Ebû Zehra, Zekiyyüddîn Şa’bân, Muhammed Hudarî Bey, Abdulkerîm Zeydân gibi usulcülerin kitapları önemli yer tutmaktadır.
Ayrıca Türkiye’de son dönemde yazılan önemli usul kitapları arasında Ömer Nasuhi Bilmen, Muhammed Seyyid Bey ve Büyük Haydar Efendi’nin çalışmaları yazıldığı zamanda bu alandaki büyük bir boşluğu doldurmuştur.
Cenâb-ı Hak, İslam’a hizmet eden ulema ve fukahadan sonsuz razı olsun!

Kaynakça:
- ATAR, Fahrettin, Fıkıh Usulü, s. 21-40.
- Muhammed Seyyid Bey, Fıkıh Usulü-Giriş, s. 1-54.
- BEYRUDİ, Hanan Fettal, Mebâhis Temhîdiyye Fî İlmi Usûli’l-Fıkıh, s. 26.

(Endnotes)
1 Ebû Dâvûd, Akdıye, 11.
2 Muvattâ, Akdıye, 26.
3 Buhârî, Rahn, 6, Şehâdât, 20; Tirmizî, Ahkâm, 12.
4 Muvatta, Eşribe, 1.
5 Bkz., İbn-i Asâkir, Târîhu Medineti Dımeşk, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1997, XXIII, 19, h.no:2733.
6 Bkz., Dârakutnî, Sünen, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut 2004, Kitâbu’l-Akdıye Ve’l-Ahkâm, V, 368, h.no:4471.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

1 kişi yorum yazdı.