Özlenen Rehber Dergisi

136.Sayı

Oruca Dair Sık Sorulan Sorular

Seyfullah KILINÇ Özlenen Rehber Dergisi 136. Sayı
BİRİNCİ BÖLÜM ORUÇ

Mazmaza, istinşak ve istincada mübalağa
Oruçlu kimsenin, gusül ve namaz abdestinde (diğer zamanlarda yaptığı gibi) boğazına kaçacak şekilde ağzına ve burnuna su vermede mübalağada bulunması mekruhtur.
Yine oruçlu kimsenin istinca (büyük abdest temizliği) yaparken makattan içeriye su girmemesi için mübalağada bulunmaması ve nefes alıp vermemesi gerekir.

Su ile serinlemek

Oruçlunun harareti azaltıp serinlenmek için ağzına, burnuna su alması veya soğuk su ile yıkanması mekruh değildir.

Kişinin eşini öpmesi, okşaması vs.

a) Kişinin inzal olmadan eşine yapışması, öpmesi ve eşiyle oynaşmasıyla orucu bozulmaz. Ancak kendine güvenemeyen bir kimsenin bunları yapması mekruhtur.
b) Eşlerin oruçlu iken çıplak oldukları halde sarılmaları, dudaklarını emmeleri kendilerine güvensin veya güvenmesinler mekruhtur.


Tabii olmayan yollardan boşalmak
a) El ile istimna ederek veya hayvan ve ölüye temasla meydana gelen inzal orucu bozar ve yalnız kaza gerekir. Bununla beraber bu şekilde boşalan kişi günahkâr olur.
b) İki yol dışında, herhangi bir uzva yapılacak temas sonunda inzal olursa oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir.
c) Kişi zevcesini, sıcaklığını duymayacak şekilde elbisesi üstünden tutmasıyla boşalsa orucu bozulmaz. Sıcaklığını duymuşsa bozulur, sadece kaza gerekir.
d) Bir kadın kocasını, inzal oluncaya kadar tutsa, kocasının orucu bozulmaz. Fakat bu tutması, kocasının teklifi üzerine ise veya kocası boşalmaya özenirse bu durumda orucu bozulur, kaza gerekir.
e) Bir erkek eşini veya bir kadın kocasını öpse, okşasa, elini tutsa, boynuna sarılsa da erkekten meni, kadında da bir yaşlık belirse, bunların orucu bozulmuş olur, kaza gerekir. Kadın bu öpme sonunda yaşlık değil de, lezzet duyacak olsa, İmam Ebû Yusuf’a göre orucu bozulur. İmam Muhammed’e göre bozulmaz. Yıkanmadaki durumları da bu ihtilafa göredir.


Unutarak yemek, içmek, cinsel ilişkide bulunmak
Unutarak yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozmaz. Unutarak yiyen veya içen bir oruçluya rastlanınca, bakılır: Oruç tutmaya güçlü görünüyorsa, ona oruçlu olduğunu hatırlatmamak harama yakın mekruhtur. Fakat çok yaşlı ve zayıf kimseyse ona hatırlatılmaz.

Hata ile yiyip içmek, kar vs. yutmak
Hata ile yiyip içmek orucu bozar. Bir kimse, hata ile bir şey yiyip içse; abdest alırken boğazından aşağı su kaçsa; ağzına yağmur, kar taneleri düşüp kendiliğinden midesine doğru gitse orucu bozulur ve üzerine kaza gerekir.

Abdestten sonra ağızda kalan yaşlığı yutmak
Ağza su verip mazmaza yaptıktan sonra su atılır, sonra ağızda kalan yaşlık tükürülür, bundan sonra kalan yaşlık tükürükle beraber yutulursa oruç bozulmaz.

Baş kısmından burna inen akıntıyı yutmak

Baş kısmından burna inen akıntıyı kasten içeri çekip yutmak orucu bozmaz.

Uyku halinde yiyip içmek

Uyku halinde bir şey yiyip içmek orucu bozar, kaza gerekir. Yine uyku halinde kişinin boğazına bir şey aktarılırsa kaza gerekir.

Dişlerin arasından çıkan kanı yutmak
Dişlerin arasından çıkan kan, tükürükten az olursa bunu yutmak orucu bozmaz. Şayet kan, tükürükten fazla olur ve tadı ağızda hissedilir bir halde ise veya tükürükle eşit miktardaysa, bunu yutmak orucu bozar.

Ağızdan inen salyayı yutmak

Ağızdan dışarı çeneye doğru iplik halinde sarkan ve ağızdan kopup ayrılmayan ağız salyasını içeriye çekip yutmak orucu bozmaz.

Kişinin kendi ıslak dudağını emmesi

Kişinin konuşmaktan veya başka bir sebepten dolayı tükürükle ıslanmış dudaklarını emmesi, orucu bozmaz.

Gözyaşı veya ter yutmak

Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa; bir veya iki damla gibi az bir şeyse, orucu bozmaz. Fakat gözyaşı veya terin tuzunu ağzının her yerinde hisseder, boğazında duyarsa orucu bozar, kaza gerekir.

Dişler arasında kalan kırıntıyı yutmak
Dişlerin arasında kalan yemek kırıntısı yutulsa bakılır: Şayet kırıntı, nohut tanesinden küçük ise orucu bozmaz. Nohut tanesi kadar veya daha büyükse orucu bozar.
Nohut büyüklüğünden az olup dişler arasında kalan kırıntı, ağızdan çıkarılıp sonra yense orucu bozar, kaza gerektirir.

Buğday tanesi, susam vb. yutmak

Dişlerin arasında kalan susam veya buğday tanesi gibi pek az bir şeyi yutmak orucu bozmaz. Böyle bir şey dışardan alınıp yutulsa, orucu bozar, keffaret gerekir. Ancak böyle bir şey, ağza alınıp çiğnense ve dağılsa, zerre haline gelse, tadı boğaza gitmezse oruç bozulmaz. Ancak bunun tadı boğaza giderse oruç bozulur.

Burundan boğaza giden kan
Kişinin burnundan boğazına giden kan orucu bozar, kaza gerektirir.

İğne vurdurmak
Ramazanda gündüz vakti vücuda yapılan iğne orucu bozar ve kaza gerektirir. Çünkü bu hem oruçlunun rızası ile yapılmakta, hem de vücuda yarar sağlamaktadır. İğne aracılığı ile vücuda bir yol açılıp ilaç vücudun içine akıtılmaktadır. Bu İmam-ı Âzam (rh.a.)’in görüşüdür. İğne vurdurmak orucu bozmaz, diyenler de vardır; ama oruç bir ibadettir ve ibadetlerde ihtiyatlı davranmak gerekir. Önemli hastalığı olan kimseler zaten orucu bozabilirler. Bu konuda hastalara ruhsat tanınmıştır.
İğneyi akşama ertelemek mümkünse oruç tutulmalı ve akşam yaptırmalıdır. Aksi takdirde yukarıda belirttiğimiz gibi, oruçluyken yapılan iğne orucu bozar ve kaza gerektirir.
Keffaret ancak, sûreten ve manen orucu bozmakla vacip olur. Yemekte sûreten orucun bozulması yutmakla; manen bozulması da yutulan şeyin bedene yarayışlı bir gıda veya ilaç olması iledir. Buna binaen ufak bir taş yutmakla keffaret vacip olmaz; çünkü burada yalnız sûreten bozulma vardır. İğne vurmakla da keffaret vacip olmaz; zira burada da yalnız manen orucu bozmak vardır.

Serum bağlatmak

Serum yoluyla enjekte edilen ilaç veya gıda cevfe, yani vücudun içerisine girmekte olup vücudu tedavi etmekte, yarar ve fayda husule gelmektedir. Bu sebeple oruç bozulur. Serum yoluyla alınan gıda veya ilaç, tabii bir menfezden vücuda girmediği için de sadece kaza gerekir.

Bakmak, düşünmek veya seyretmek yoluyla boşalmak
Bakmak, düşünmek veya seyretmek yoluyla kişinin vücudundan şehvetle meni gelmesi orucu bozmaz. Ancak bu şekilde boşalan kişi günahkâr olur ve tevbe etmesi gerekir.

Vücuttan çıkan mezi veya vedi
Kişinin tenasül uzvundan çıkan mezi veya vedi, orucu bozmaz, gusül gerektirmez. Sadece namaz abdesti almak gerekir.

Sürme çekmek, göze damla damlatmak

Göze damla damlatmak veya sürme çekmek orucu bozmaz. Kişi, sürmenin veya damlanın tadını boğazında hissetse dahi hüküm aynıdır. Oruçlunun sürme çekmesi, bıyık yağı kullanması mekruh değildir. Ancak erkeklerin, bunları süs maksadı ile yapmaları mekruhtur.

Kan vermek, hacamat yaptırmak
Kan vermek veya hacamat yaptırmak orucu bozmaz. Rasûlullah (s.a.v.) ihramlı ve oruçlu iken hacamat yaptırmış ve kan aldırmıştır.
Oruçlunun kan aldırması, orucunu koruyamayacak şekilde zayıf düşmesinden korkulursa mekruhtur; değilse mekruh olmaz. Bununla beraber en uygun olanı, bunu güneş battıktan sonraya bırakmaktır.

Misvak kullanmak
Misvak kullanmak orucu bozmaz. Oruçlu olanın, su ile ıslatılmış bir misvakı kullanması, İmam Ebû Yusuf’a göre mekruhtur. Diğer âlimlere göre ise, ister yaş ister kuru olsun, misvak kullanmak mekruh değildir. Misvak parçalarının boğaza kaçması halinde oruç bozulur.

Diş fırçalamak

Diş macununu ağızdan tamamen temizlemek zor olduğu ve tükürükle birlikte boğaza gitme ihtimali yüksek olduğu için dişler fırçalanırken macun kullanmak mekruhtur. Şayet macun kullanılır ve boğaza kaçarsa oruç bozulur, kaza lazım gelir. Üzerine macun sürmeden sadece diş fırçasıyla dişleri temizlemek mekruh değildir.

Banyo yapmak, suya (denize, havuza vs.ye) girmek

Banyo yapmak, suya (denize, havuza vs.ye) girmek orucu bozmaz. Ancak vücudun içerisine ağız, burun, makat gibi tabii yollardan su girerse oruç bozulur.

Kulağa damla damlatmak

Kulağa damla damlatmak orucu bozar. Kulağa su kaçması halinde ise oruç bozulmaz. Ancak kişi kulağına suyu kendi iradesiyle akıtırsa, bu durumda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Böyle bir durumda ihtiyatlı davranmak ve kaza etmek en uygun olanıdır.

Kulak çöpü kullanmak

Üzerinde kulak kiri bulunan bir karıştırıcının kulağa birkaç defa sokulup çıkarılması ile oruç bozulmaz.

Burna ilaç damlatmak
Burna ilaç damlatmak orucu bozar, kaza gerektirir.

Burna inen sümüğü yutmak

Bir kimse burnuna inen sümüğü içine çeker de sümük boğazına kaçarsa, kasten bile olsa orucu bozulmaz. Sümük, burnunun ucuna inmiş dahi olsa hüküm aynıdır. Burnunun ucuna inmesi, sümüğün görülmemesiyle kayıtlıdır.

Balgam yutmak
Bir kimse öksürerek boğazından kopan balgamı yutarsa bakılır: Balgam ağız dolusundan az olursa oruç bozulmaz. Ağız dolusu olursa İmam-ı A’zam (rh.a.)’e göre oruç bozulmaz, Ebû Yusuf (rh.a.)’e göre ise bozulur.

Yemeğin tadına bakmak
Herhangi bir zaruret veya özür bulunmadığı takdirde pişirilen yemeği tatmak mekruhtur. Bir kocanın kötü huylu olması, karısı için bir özürdür; böyle bir kadın pişireceği yemeğin, yutmaksızın tadına ve tuzuna bakabilir, orucu bozulmaz.

Sakız çiğnemek
Çiğnenerek özü alınmış sakızı oruçlu iken çiğnemek orucu bozmaz; ama mekruhtur. Özü alınmamış veya çiğnerken ağızda parçalanan, eriyen veya mideye giden şeylerden yapılmış sakızı çiğnemek ise orucu bozar.
Orucun haricinde erkeklerin sakız çiğnemesi mekruhtur. Oruç haricinde kadınların çiğnemesi ise mekruh değildir, çünkü bu onların misvakıdır. Kadınların bünyeleri zayıftır, misvaka tahammül etmeyebilir, misvak diş etlerine ve dişlerine zarar verebilir. Ancak misvak kullanmanın kadınlar için de sünnet olduğu bilinmelidir.

Hamile veya süt emziren kadın
Hamile veya süt emziren kadın, oruç tuttukları takdirde kendilerinin ya da çocuklarının hastalanmalarından, gıdasız kalmalarından korkarlarsa oruç tutmazlar. Tutmadıkları günleri sonraki zamanlarda kaza ederler. Bu duruma, kadının kendisi veya dinî hassasiyet taşıyan doktoru da karar verebilir.

Oruçlu iken ihtilam olmak, cünüp olarak sabahlamak

Bir kimse oruçlu iken ihtilam olsa orucu bozulmaz. İlk fırsatta gusleder. Yine bir kimse cünüp olarak sabahlarsa bu, sahur yapmasına veya oruç tutmasına mani değildir. Cünüplük hali akşama kadar devam etse dahi hüküm böyledir.

Koku sürünmek
Oruçlu bir kimsenin gül ve misk gibi kokuları koklaması orucu bozmaz. Parfüm veya deodorant kullanmak da oruca zarar vermez.

Diş çektirmek

Kan veya ilaçtan hiçbir şeyi yutmamak şartıyla diş çektirmek orucu bozmaz. Diş çekilmezden önce ağzı uyuşturmak maksadıyla vurulan iğne orucu bozar, kaza gerekir.

Sigara, toz, duman, buhur, sinek vs.
İsteyerek tozu, dumanı, sigara dumanını yahut tütsü ve buhurların dumanını içine çekmek, sinek yutmak orucu bozar. Fakat istemeyerek ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek vs. kaçsa; sigaranın dumanı ağzına veya burnuna girse ve bundan sakınmak mümkün olmasa oruç bozulmaz. Oruç, kişinin bunlardan sakınması mümkün olduğu halde sakınmadığı zamanlarda bozulur. Oruçlunun, oksijen tüpü ile sunî hava teneffüs etmesi orucu bozmaz.
Suni olan ağızdan alınan rahatlatıcı-nefes açıcı ilaç mesabesinde olan tıbbî-kimyasal solunum maddelerini solumak ise orucu bozar.

Jöle, merhem, krem, ruj sürmek
Cilde, krem tarzında bakım ürünleri; jöle, merhem veya yağ sürmek orucu bozmaz. Dudağa sürülen boya, tadı boğaza kaçmadığı ve yutulmadığı sürece orucu bozmaz. Aksi takdirde orucu bozar, kaza gerekir.

Ağız dolusu kusmak
Kendiliğinden gelen ağız dolusu veya ağız dolusundan az kusmuk orucu bozmaz.
İsteyerek ağız dolusu kusmak orucu bozar. İsteyerek ağız dolusundan az kusmak orucu bozmaz.
Kendiliğinden gelen ağız dolusu kusmuğu isteyerek yutmak orucu bozar. Kendiliğinden gelen ağız dolusu kusmuğu istemeyerek yutmak İmam Muhammed’e göre orucu bozmaz, İmam Ebû Yusuf’a göre bozar.
Kendiliğinden gelen ağız dolusundan az kusmuk istemeyerek yutulursa oruç bozulmaz. Kendiliğinden gelen ağız dolusundan az kusmuk isteyerek yutulursa İmam Muhammed’e göre orucu bozar, İmam Ebû Yusuf’a göre bozmaz.
İsteyerek gelen ağız dolusu kusmuğu yutmak orucu bozar. İsteyerek gelen ağız dolusundan az kusmuğu istemeyerek yutmak İmam Muhammed’e göre orucu bozar, İmam Ebû Yusuf’a göre bozmaz.
İsteyerek gelen ağız dolusundan az kusmuğu isteyerek yutmak orucu bozar.
Bir kimsenin, bir mecliste birkaç defa isteyerek kustuğu kusmuğun toplamı ağız dolusu olursa orucu bozulur. Birkaç mecliste olursa bozulmaz. Aynı şekilde, bir sabahleyin, bir günün yarısında, bir de akşama doğru kusarsa yine bozulmaz.

Hamur veya un yemek

Hamur veya un yemek orucu bozar. Hamur veya un, her ne kadar bedene yarasa da, bu maksatla yenmediğinden dolayı sadece kaza gerekir.

Çiğ et yemek

Çiğ et yemek orucu bozar, keffaret gerektirir. Çünkü et, haddi zatında gıda maksadı ile bedenin yararlanması için yenir. Ancak et, kurtlanmış veya kokmuş olursa sadece kaza gerekir. Çünkü bunda bedene yarar yoktur.

Tenasül uzvuna damlatılan su veya yağ

Erkeğin tenasül uzvuna damlatılan su veya yağ, mesaneye kadar gitse bile, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre orucu bozmaz. Fakat mesaneye kadar gitmeyip de tenasül organı içinde kalırsa, ittifakla bozmaz.
Kadının tenasül uzvuna damlatılan yağ veya su ittifakla orucu bozar. Kaza lazım gelir.

Islak veya kuru parmağın ön veya arka tarafa sokulması

Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması orucu bozar.
Kuru bir parmağın sokulması ise orucu bozmaz.

Vücuda saplanan demir, tahta vs.

Vücudun herhangi bir kısmından içeri tamamen sokulup kaybolan veya başkası tarafından sokulup vücuda yarar sağlayan herhangi bir şey orucu bozar. Fakat böyle bir şeyin bir ucu dışarıda kalmış olursa, orucu bozmaz.

Kâğıt parçası, toprak, kabuklu yumurta vs. yemek

Kâğıt parçası, pamuk, adi çamur, toprak, kuru ot, saman parçası, kabuklu ceviz, kabuklu yumurta yemek orucu bozar ve kazayı gerektirir.

Niyet olmaksızın yiyip içmeyen
Bir kimse, ramazanda oruca niyet etmeyip yemek, içmek, cima vs. gibi orucu bozan işlerde bulunmadan akşama kadar beklese oruç tutmuş olmaz, üzerine kaza lazım gelir.

Oruca niyet etmeden yiyip içen

Bir kimse, ramazanda oruca niyet etmeyip yemek, içmek vs. gibi orucu bozan işlerde bulunsa kaza gerekir, keffaret gerekmez. Ancak böyle bir davranıştan dolayı, günahkâr olur, tevbe edip mağfiret dilemesi gerekir. Zira herhangi bir özrü bulunmadığı halde oruç tutmayan kimse, hem dünyada hem de âhirette ağır cezalarla cezalandırılır.

Karpuz kabuğu, çamur, tütün vb.

Kavrulmuş arpa, yağ ile yoğrulmuş darı otu, sebze suları, yaş olup temiz bulunan karpuz kabuğu, üzüm yaprağı, yenen diğer yapraklar, bitkiler, safran, misk, kâfur, herhangi bir ilaç, yenmesi âdet olan çamur, kilermeni, tütün, nargile, enfiye vs. şeyler kasten alınırsa oruç bozulur ve keffaret gerekir.

Esrar, sigara, afyon vs. kullanmak
Esrar, afyon, kokain vs. uyuşturucu maddeler veya sigara vb. şeyleri kullanmak orucu bozar ve keffareti gerektirir. Uyuşturucu maddelerin şırıngayla alınması ise orucu bozar ve kaza gerektirir. Bunları kullanan kişi günahkâr olur, bir an önce tevbe edip bu tür alışkanlıkları bırakmalıdır.

Fecrin doğmadığını veya güneşin battığını zannederek yiyip içmek
Bir kimse, fecir doğduğu halde, henüz doğmamıştır zannı ile yese, içse veya güneş batmadığı halde, battı sanarak iftar etse, üzerine kaza gerekir, keffaret lazım gelmez.

Taş, demir, kuru kabuklu fındık, badem vs. yutmak
Taş, demir, kurşun, kuru kabuklu fındık veya badem yutmak orucu bozar ve kaza gerektirir. Çünkü sureten oruç bozulmuştur. Manen bozulmadığı için keffaret lazım gelmez. Manen orucun bozulması, bedene faydası olan bir yiyecek veya ilacın içeri işlemesi ile olur. Oruca karşı işlenen cinayet noksan olduğu için keffaret gerekmez. Bunun gibi, insanın yemediği veya iğrenip tiksindiği her şey de böyledir. Çünkü bunda yalnız sureten yemek vardır; manen yemek yoktur.

Başkasının tükürüğünü veya lokmasını yutmak
a) Muhabbet beslenmeyen yabancı bir kimsenin tükürüğünü yutmak yahut eline aldığı kendi tükürüğünü yutmak orucu bozar ve kaza gerektirir.
b) Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükürüğünü yutmak ise orucu bozar ve keffareti gerektirir.
c) Başkasının ağzından çıkan veya kendi ağzından çıkıp da biraz dışarıda kalmış olan lokmayı yutmak orucu bozar ve kazayı gerektirir.

İşçi ve çalışanın orucu
Nafakasını kazanmaya muhtaç olan bir işçi veya sanatkâr, çalışmadığı takdirde kendine, çoluk çocuğuna yetecek kadar yiyeceğe sahip değilse; dilenecek hale düşecekse; başka bir işte çalışma imkânı da yoksa; yerine çalışacak kimse de bulamazsa ve bu halde çalışmaya devam ettiği takdirde hastalanıp işe güç yetiremeyeceğinden eminse bu takdirde iftar edebilir. Daha sonra tutamadığı günleri kaza eder.

Çocukların oruç tutmalarının hükmü
Çocuklar için oruç tutmak, namaz gibidir. Çocuğa yedi yaşından itibaren oruç emredilir. Çocuk on yaşına gelince oruç tutmazsa hafifçe dövülür. Bu hususta namazla oruç arasındaki fark şudur: Çocuğa oruç emredilirken mevsimin yaz veya kış olması, çocuğun bedeni ve takati göz önünde bulundurulur. Namaz ise böyle değildir. Namaza her zaman güç yetirebilir. Çocuk, ramazan ayının hepsini tutamazsa bile gücü yettiği kadarını tutar.

Sefere çıktıktan sonra orucu bozmak
Sefere (yolculuğa) çıktıktan sonra orucu bozmak, yalnız kazayı gerektirir. Çünkü o gün aslen oruç tutmakla mükellef değildi.

Orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içen kimse

a) Kişi, kan aldırmak, sürme çekmek, kadına dokunmak, meni getirmemek şartı ile hayvana cima etmek, dübüre parmak sokmak, yağlanmak gibi orucu bozmayan fiillerde bulunur da, orucum bozuldu zannederek kasten yerse, hem kaza hem keffaret gerekir.
b) Unutarak bir şey yiyen kimse orucunun bozulduğunu zannederek tekrar kasıtlı olarak yese üzerine kaza gerekir, keffaret gerekmez.
c) Kendisine içten kusuntu gelen veya bir kadının güzelliğine bakıp menisi gelen kimse, bununla orucun bozulduğunu sanarak yese, içse üzerine kaza gerekir, keffaret gerekmez. Fakat bununla orucun bozulmayacağını bildiği halde iftar etse, hem kaza hem keffaret gerekir.
d) Bir kimse misvak kullansa veya gıybet etse, bu yüzden orucunun bozulduğunu sanarak iftar etse hem kaza hem keffaret gerekir.
e) İhtilâm olan kimse orucunun bozulmuş olduğunu zannederek yese, içse üzerine kaza gerekir, keffaret gerekmez. Fakat bununla orucun bozulmayacağını bildiği halde iftar etse, hem kaza hem keffaret gerekir.
f) Ramazan ayında oruçlu olduğunu unutarak cinsel ilişkide bulunan kimse, oruçlu olduğunu hatırlar hatırlamaz, kendini geri çekse, orucu bozulmuş olmaz. Sonradan inzal zarar vermez. Bu, ihtilâm gibi olmuş olur. Fakat hiç hareket etmeksizin inzal oluncaya kadar duracak olsa, kendisine yalnız kaza gerekir. Fakat hareketine devam ederse veya kendini geri alıp tekrar münasebette bulunursa hem kaza hem keffaret gerekir.
g) Bir kadın oruca niyet ettikten sonra uyuduğu halde, kocası onunla ilişki kursa, kadının orucu bozulur, üzerine yalnız kaza gerekir, keffaret gerekmez. Fakat cima eden erkeğe hem kaza hem keffaret gerekir.
h) Cinsel ilişkiye zorlanan kimseye yalnız kaza gerekir, keffaret gerekmez. Zorlamak; can almak, bir organı kesmek veya bunlardan birine sebebiyet verecek şekilde dövmekle yapılan zorlamadır. Yalnız üzüntü ve acı verecek derecede olan dövmek veya yalnız hapsetmek suretiyle yapılan bir zorlamadan dolayı orucu bozmak keffareti düşürmez.
I) Orucunu bozan kimseye, o gün oruç tutmamasını mubah kılacak bir özür gelirse, ondan keffaret düşer. Mesela; sağlıklı bir kimse, ramazanda oruca niyet etmişken, orucunu bozsa, aynı günde oruç tutamayacak bir halde hastalansa veya bir kadın âdet görmeye başlasa yalnız kaza gerekir, keffaret gerekmez.


Hayız ve Nifas Hali
Gündüz âdet görmeğe başlayan veya çocuk doğuran bir kadının orucu bozulmuş olur. Adet günlerinde ve lohusalık müddetinde oruç tutamaz, tutamadığı günleri sonra kaza eder.
Fakat bir kadın âdet günü sanarak orucunu bozduğu halde, o gün âdet görmezse üzerine keffaret gerekir.

Buruna katı merhem sürmek

Buruna sürülen katı merhem burunda kalıp boğaza kaçmadığı müddetçe orucu bozmaz.

Makata fitil koymak

Fitil kullanmak makata girip orada kaybolduğu için orucu bozar.

Traş kesiğine kolonya, kan taşı sürmek
Traş kesiğine kolonya, kan taşı sürmek orucu bozmaz.

Oruçlu için sünnet olan şeyler

a) Oruç tutacak kimsenin sahura kalkması, sahur yemeği yemesi sünnettir. Sahurun geciktirilmesi sünnet, şüphe edilecek bir zamana bırakılması ise mekruhtur.
b) İftarı acele yapmak, akşam namazından önce oruç açmak sünnettir.
c) İftar ederken Rasûlullah (s.a.v.)’den rivayet olunan iftar dualarını okumak sünnettir.
d) Orucu hurma ile hurma yoksa su ile açmak sünnettir.
e) Oruçlu için ramazanın son on gününde itikâfa girmek de sünnettir.
f) Oruçlu kimse, yakınlarına ve fakirlere fazlaca yardımda bulunmalı; mümkün olduğu kadar Kur’an okumalı, zikir yapmalı, Peygamberimiz’e salât ve selam getirmeli, ilimle uğraşmalı; boş ve yararsız sözlerden, gıybetten, söz taşımadan dilini tutmalıdır.


Oruç Keffareti

a) Oruç keffareti, ramazanda bir özür bulunmaksızın belli şartlar içinde orucunu bozan bir mükellefin, bir köle azat etmesidir. Bunu bulamazsa veya gücü yetmezse, arka arkaya kesintisiz olarak (hicrî aylardan) iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmezse altmış fakire (sabah-akşam) yemek yedirir. Bu sırayı takip etmek gereklidir.
b) Keffaret orucunun peş peşe tutulması zorunludur. Onun için bu oruca başlayan kimse, ara vermeden iki ay oruç tutar. Keffaret orucu tutan kimse ister kendi isteği ile ister bir özürden dolayı (seferîlik gibi) orucu bırakırsa o güne kadar tutulmuş olan oruçlar nafile yerine geçer ve keffaret orucuna yeniden başlaması gerekir. Bundan yalnızca hayız özrü müstesnadır. Adet günleri kesinti sayılmaz. Ancak lohusa olma hali kesintidir, bir özür sayılmaz.
c) Ramazan orucunun veya muayyen bayram günlerinin araya girmesi de, keffaretin arka arkaya olmasına engeldir.
d) Keffaret orunun gerekli olduğu durumlarda altmış güne ilaveten bir gün de kaza orucu tutulur.


Bir Ramazan içinde veya birkaç Ramazan’da özürsüz olarak birkaç defa kasten orucu bozmak

a) Bir kimse, bir ramazan içinde veya birkaç Ramazan’da özürsüz olarak birkaç defa kasten orucunu bozmuş olsa, bunlardan dolayı yalnız bir keffaret öder.
b) Keffareti yerine getirdikten sonra tekrar keffaret gerektirecek bir şey yaparsa, bundan dolayı yeni bir keffaret gerekir. Birinci keffaret yeterli olmaz. Ama keffaret, oruçlu iken cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı vacip olmuşsa, keffareti ödemeden bir başka gün tekrar cinsel ilişkide bulunursa o vakit bunlara ayrı ayrı keffaret gerekir.


FİDYE
a) Fidye, tutulamayan orucun yerine verilen bir bedeldir. Üzerinde ramazan orucunun kazası bulunan bir kimse iyileşme ümidi olmayan bir hastalık veya aşırı yaşlılık vb. bir sebepten dolayı ömrünün sonuna kadar bu orucu tutamayacaksa, tutamadığı her gün için fidye verir.
b) Fidye, fakir bir kimseyi sabah ve akşam doyuracak kadar olan bir günlük yiyecektir. Bu, bir fitre sadakasına eşittir. (Diyanetin tespitlerine göre 10 tl’dir.)
c) Fidye vermek, ramazan ayından kazaya kalan oruçlara ve nezir oruçlarına mahsustur.
d) Fidye, ramazanın başında verilebileceği gibi, sonra da verilebilir.
e) Fidye, birçok fakire verilebileceği gibi, bir fakire de verilebilir.


FİTRE SADAKASI

a) Fitre sadakası, Ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçları hariç, nisap miktarı (80,18 gr altın miktarı) malı bulunan ister çocuk ister deli her Müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır.
b) Fitre sadakasında, mal üzerinden bir yıl geçmesi veya nema (artma) şartı aranmaz. Bu malların para veya ticaret malı olması da şart değildir. Bu kişilerin üzerlerine kurban kesmek de vaciptir.
c) Fitre sadakası, Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacip olsa da, bundan önce veya bundan sonra da verilebilir. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir.
d) Nisap miktarı mal, fitre sadakasının vücubundan sonra telef olsa bile fitre düşmez. Zekât ise böyle değildir.
e) Ramazanda bir özür sebebiyle oruç tutamayan kimseye de fitre sadakasını vermek vaciptir. Hasta, yolcu ve takatsiz kalmış ihtiyar gibi...
f) Nisaba malik olan bir kişi hem kendisi, hem bunak ve mecnun olan evladı, hem küçük yaşta olan çocukları için fitre sadakasını vermekle yükümlüdür.
g) Bir kimse, zevcesinin, anne-babasının, büyük çocuğunun iznini alarak onların adına fitre verebilir.
h) Fitre sadakası, zekât gibi niyet edilerek fakirlere temlik şekli ile verilir. Yemek ikramı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakire verirken de yapılabilir. Ancak fakire bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez.
ı) Bir kimse, ailesinin fitresini bir fakire verebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtabilir. Fakat bir fitre, birkaç kimseye verilemez.


TERAVİH NAMAZI

a) Teravih namazı, ramazan ayına mahsus yirmi rekâttan ibaret olan bir müekked sünnettir. Bu namaza Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hulefa-i Râşidîn Efendilerimiz devam etmişlerdir.
b) Teravih namazı ferdî olarak kılınabildiği gibi cemaatle de kılınması sünnettir. Hatta bütün bir mahalle halkı, teravih namazını cemaatle kılmayıp evlerinde yalnız başlarına kılacak olsalar, sünneti terk edip günah işlemiş olurlar.
c) Teravih namazını, her iki rekâtta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekâtta bir selâm verilerek de kılınabilir. Sekizde, onda veya yirmi rekâtta bir selâm vererek bitirmek de caizdir. Fakat böyle kılmak mekruh sayılmaktadır.
d) Teravih namazı, iki rekâtta bir selâm verilerek kılınıyorsa, akşam namazının iki rekât sünneti gibi kılınır. Dört rekâtta bir selâm verilerek kılınıyorsa, yatsı namazının dört rekât sünneti gibi kılınır.
e) İmamın, teravih namazında cemaati usandıracak kadar okumayı uzatması uygun değildir.
f) Teravih namazını özürsüz olarak otururken veya uykunun bastırdığı bir halde kılmak mekruhtur.
g) Teravih namazına sonradan yetişen kimse, teravih son bulunca kalan rekâtları tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar. En doğrusu budur. İmamla vitri kılıp sonra teravih namazını tamamlaması da caizdir.
h) Hem imam, hem de cemaat, yatsı namazını cemaatle kılmamış olursa, yalnız teravih namazını cemaatle kılamazlar.
I) Teravih, vaktin sünnetidir; orucun sünneti değildir. Bu sebeple hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir.


İTİKÂF

İtikâf lügatte; bir şeye devam etmek manasındadır. Istılahta ise; bir mescitte veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyeti ile durmaktan ibarettir.
Sünnet İtikâf: Ramazan ayının son on gününde yapılan itikâf, kifâye yollu bir müekked sünnettir. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz âhirete irtihallerine kadar her ramazanın son on gününü itikâf ile geçirmişlerdir. Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebû Yusuf’a göre bir gündür. İmam Muhammed’e göre ise az veya çok bir zaman dilimidir. Hatta bir kimse mescitten çıkıncaya kadar itikâfa niyet etse, orada kaldığı sürece itikâfta sayılır. Bu türlü bir itikâfta oruçlu olmak şart değildir. İtikâf, mescitte veya mescit hükmündeki bir yerde yapılmalıdır. İçinde cemaatle namaz kılınan herhangi bir mescitte itikâf yapılabilir. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar da kendi evlerinde mescit edinilen bir odada itikâfa girebilirler. İtikâf için buluğ, erkeklik, hürriyet şart değildir.

İKİNCİ BÖLÜM ZEKÂT

SORU: Sâime olmayan yani senenin yarsını veya daha fazlasını kırda otlayarak değil de yemle beslenerek geçiren sığırlarda zekât var mıdır? Besicilik kastıyla beslenen sığırlarda zekât neye göre verilir?
CEVAP:
Sâime olmayan yani senenin yarsını veya daha fazlasını kırda otlayarak değil de yemle beslenerek geçiren sığırlarda, ticaret için değillerse zekât yoktur. (Dolaysıyla besicilik yani besleyip zamanı geldiğinde de satmak kastıyla olan sığırlarda zekât, sâime sığırlarda olduğu gibi sayıya göre değil, ticaret mallarında olduğu gibi kıymetleri üzerinden verilir.)

SORU:
Camızlar ile mandalar, koyunlar ile keçiler faiz, yemin, kurban ve zekât mevzularında eşit midirler?
CEVAP: Zekât, kurban ve faiz mevzularında camızlar (mandalar) da sığırlar gibidirler.
Keza, zekât ve kurban mevzularında koyunlar da keçiler gibidirler. Aynı şekilde, faiz mevzusunda da koyunlarla keçiler eşittirler, şöyle ki, ikisinden birisi fazla olmak şartıyla keçi etini verip koyun etini almak faiz olacağından caiz değildir. Koyunlarla keçiler yemin hususunda eşit değillerdir, şöyle ki, bir kimse koyun eti yemeyeceğine yemin eder de keçi eti yerse, yemini bozulmaz.
Sığırla-mandanın, koyunla-keçinin zekâtta nisapları aynıdır.

SORU: Bir kimse zekâtını, zekâtın farz olduğu gündeki kıymete/fiyata göre mi yahut ödeme yaptığı gündeki kıymete göre mi verir? Zekât malının kıymeti/fiyatı hangi beldeye göre hesaplanır?
CEVAP: Ebû Hanife’ye göre zekât malında, zekâtın farz olduğu günkü kıymeti ve fiyatı muteberdir. İmameyne göre ise, zekâtın eda edildiği günkü kıymeti muteberdir, bu görüşün aynı zamanda Ebû Hanife’nin görüşü olduğu da rivayet edilmiş, böylece üç İmamın da ittifakıyla ’zekâtı ödeme gününün itibara alınacağı’ kavlinin sahih olduğu söylenmiştir. Sâimelerde ise ittifakla, zekâtın eda edildiği günkü kıymeti ve fiyatı itibara alınır.
Zekât malında kıymet ve fiyat, malın bulunduğu memlekete ve beldeye göre biçilir, (örneğin), bir kimse bir memlekete kölelerini ticaret kastıyla göndermiş olsa, kölelerin bulundukları memleketteki kıymetleri itibara alınır. Şayet zekât malı kırda, ovada veya çölde bulunursa, ona en yakın şehirdeki kıymeti ve fiyatı itibara alınır.

SORU: Bir kimsenin nisap miktarı malı olur, fakat bu malın tamamı haramdan kazanılmış ise bu kimseye zekât gerekir mi?
CEVAP: Haram mal nisabı dolduruyorsa, bu kimseye zekât vacip değildir. Çünkü (bu malın sahiplerini veya mirasçılarını biliyorsa onlara geri öder), bilmiyorsa da tamamını sadaka olarak vermesi bu kimseye vaciptir ve dolaysıyla malın sadece bir kısmını sadaka yani zekât olarak vermesinin bir faydası olmaz. Zira zaten malın tamamını sadaka olarak vermesi vacip olmuştur.

SORU:
Bir kimsenin nisap miktarı malı olur, fakat bu malın bir kısmı haramdan kazanılmış bir kısmı ise helalden kazanılmış ve birbirine de karışmış ise bu kimseye zekât gerekir mi?
CEVAP: Bir kimsenin sadece bir nisap miktarı malı olsa ve bu mal haram ve helal olmak üzere karışık olsa, bu maldan başka nisaba ulaşan bir malı da yok ise, üzerine zekât gerekmez. Çünkü bu kimse, haram yolla veya başkasının malını gasp etme yoluyla elde ettiği malları tazmin etmek yani sahiplerine veya varislerine geri ödemek zorunda olduğundan dolayı borçludur. Borcunu düşünce de nisap sakıt olacağından zekât lazım gelmez.
Şayet haram ve helalin karışık olduğu nisap miktarı malından başka, nisap miktarı helal malı bulunursa, o takdirde zekât vermesi gerekir, çünkü tazmin etmesi gereken malların miktarını düştükten sonra hala nisap miktarı malı bulunmaktadır.

SORU: Bir kimse haramdan kazandığı malı sadaka olarak verir ve bundan da sevap umarsa hükmü nedir?
CEVAP: Bir kimse haram olan malından bir fakire sevap umarak bir şeyler verirse kâfir olur. Eğer bu haram malı alan fakir kimse bu durumu bildiği halde (parayı) veren bu kişiye dua eder ve veren de bu duaya âmin derse ikisi de kâfir olurlar, bu duaya âmin diyen kimse, alan ve verenden başka üçüncü bir şahıs olursa hepsi kâfir olurlar. İnsanlardan çoğu bundan gafildirler ve cahillerden bu duruma düşenler vardır.
Burada fakire verme şartı yoktur. Şayet bizzat (biaynihî) haram olan bir malla, kendisiyle Allah’a kurbiyet olan (ve sevap umulan) mescit ve benzeri yapılar yapsa hüküm yine aynıdır. Çünkü bunda illet, azabı gerektiren bir şeyden sevap ummaktır ki, bu da ancak o şeyi helal itikad etmekle olur.
Mâsiyeti helal saymak küfürdür, ancak burada helal sayılan mâsiyetin/haramın şartı, haram olan şeyin delilinin kat’î olması (yani zannî olmamasıdır). Buradaki haram ister haram liaynihî olsun örneğin, leş eti, ister haram liğayrihî olsun örneğin, başkasının malı, hüküm aynıdır. Tercih edilen kavil budur.

SORU: Bir kimse nisap miktarı mala sahip ise ve bu nisap miktarı mala ait gelecek senelerin de zekâtını vermek isterse caiz midir? Keza bir kimse birden fazla nisaba ait zekâtı vermek isterse caiz midir?
CEVAP: Bir kimse nisap miktarı mala sahip ise ve bu nisap miktarı mala ait gelecek senelerin de zekâtını vermek isterse, aşağıdaki şartlar bulunduğu takdirde caizdir. Bunun sureti şöyledir; bir kimsenin üç yüz dirhemi bulunur ve üç yüz dirhemin yüz dirhemini, iki yüz dirhemin yirmi yıllık zekâtı olarak önden verirse caizdir. Bu durumda zekâtı acele edip önden vermenin şartları şunlardır, (bu şartlardan biri bulunmadığı takdirde, önden verilen zekât değil, nafile sadaka olur):
1- Nisab miktarı mala malik olmalıdır; örneğin, bir kimsenin, iki yüz dirhemden (yani nisaptan) az malı olur ve bu kişi iki yüz dirhemin zekâtı olan beş dirhemi acele ederek önden zekât olarak verirse ve nisabın yani iki yüz dirhemin senesi de sonradan dolarsa, verdiği bu beş dirhem iki yüz dirhemin zekâtı olmaz, nafile sadaka olur. Çünkü malın zekâtını nisaba malik olmadan vermiştir, zira zekâtın sebebi nisaptır, sebebi bulunmadan zekâtı vermek ise caiz değildir.
2- Sene içerisinde nisap malı tamamen ortadan kalkmamalıdır; örneğin, bir kimse, iki yüz dirhem için beş dirhem zekâtı acele edip önden verir, sonra bir dirhem hariç geri kalanı (yani 199 dirhemi) helak olur (ve elinde sadece bir dirhem kalırsa), sonra tekrar para kazanarak o seneyi elinde iki yüz dirhem bulunduğu halde tamamlarsa, önden verdiği zekât caiz/sahih olur. Bütün parası (yani iki yüz dirhemin tamamı helak olursa, önden verdiği zekât) caiz/sahih olmayıp, (verdiği nafile sadaka olur).
3- Sene sonunda nisap tam olmalıdır; örneğin, bir kimse, kırk koyun için bir koyunu zekât olarak acele edip önden verir ve elinde otuz dokuz koyun olduğu halde o seneyi tamamlarsa, önden verdiği zekât caiz/sahih olmaz ve verdiği koyun nafile sadaka olur.


Bir kimse birden fazla nisaba ait zekâtı önden vermek isterse caizdir. Bunun sureti ise şöyledir; bir kimsenin üç yüz dirhemi bulunur ve üç yüz dirhemin yüz dirhemini, hem iki yüz dirhemin ve hem de ileride elinde olacak on dokuz nisabın zekâtı olarak önden verirse ve elinde olmasını beklediği on dokuz nisap da aynı sene eline geçerse, verdiği zekât sahihtir. Şayet bu on dokuz nisap, o sene değil de başka bir sene eline geçerse, bu on dokuz nisap eline geçtiği sene zekâtını ayrıca vermesi gerekir ve önden verdiği yüz dirhem zekât ise, iki yüz dirhemin yirmi yıllık zekâtı yerine geçer.

SORU:
Annesi zengin olan küçük yani büluğa ermemiş bir çocuğa zekât vermek caiz midir? Oğlu zengin olan fakir bir babaya zekât vermek caiz midir? Kocası zengin olan fakir bir kadına zekât vermek caiz midir?
CEVAP: Annesi zengin olan küçük yani büluğa ermemiş bir çocuğa zekât vermek caizdir. Çünkü mani ortadan kalkmıştır. Mani ise şudur; küçük yani büluğa ermemiş bir çocuk babasının zenginliği ile zengin sayılır, büyük yani büluğa ermiş çocuk ise babasının zenginliği zengin sayılmaz, dolayısıyla babası zengin olsa bile büyük çocuk fakir ise ona zekât verilebilir -daha önce geçtiği gibi-. Keza küçük çocuk da annesinin zenginliği ile zengin sayılmaz, dolayısıyla küçük çocuğa zekât verilebilir.
Oğlu zengin olan fakir babaya zekât vermek caizdir, zira mani ortadan kalkmıştır, mani ise -yukarıda açıklandığı gibi-, bir babanın oğlunun zenginliği ile zengin sayılmadığıdır.
Kocası zengin olan fakir bir kadına zekât vermek caizdir, zira kadın kocasının zenginliği ile zengin sayılmaz ve dolayısıyla kocası zengin olan fakir kadına zekât verilebilir.

Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

1 kişi yorum yazdı.